Üsküp & Ohrid Gölü / Makedonya Gezi Notları

Belgrad’dan Üsküp’e güzel bir otoban yolculuğunun ardından nihayet ulaştık. Üzerimizde 4 ülkeyi geride bırakmanın vermiş olduğu mental ve fiziksel yorgunluk var ve ne yalan söyliyim baba yorgun. Araç içi muhabbetlerimiz bir tık azaldı. Spotify listeleri global top 50 den slowtürk moduna döndü. Güzel yorgunluklar biriktirdik.

Üsküp heykeller şehri olarak anılıyormuş. Artık biz de öyle anacağız. Şehrin hemen hemen her yeri heykelle süslenmiş. Hatta burada şöyle bir espiri bile varmış; “Makedonya’nın %70’i Makedon, %20’si Arnavut, %10’u da heykeldhdhd. Çok komikk.

Makedonya gezisine geçmeden evvel ülkede değişik bir durum yaşandı. Biz Makedonya planı yaparken ülkenin adı Makedonya Cumhuriyeti idi fakat geldik Kuzey Makedonya Cumhuriyeti olmuş🙄 Yunanlılarla aralarında Makedonya isminin tarihsel öneminden dolayı anlaşmazlık varmış. Yunanlılar Makedonya isminin kullanılmasını istemiyormuş. Yapılan anlaşmayla da Kuzey Makedonya olmuş. Valla baya değiştirmişsiniz ülkenin adını tebriklerdhdjdj ilginizi çeltiyse şu linkten konuya dahil olabilirsiniz:  https://www.bbc.com/turkce/46938639

Neyse efendim bu anlaşmazlıklar bitmezz diyip biz Üsküp’ümüze bakalım. Üsküp’e akşam 10-11 sularında geldik. Maps.me den direk konaklama yapacağımız yere düştük. Gelmeden önce otelle iletişim halinde olmamıza rağmen otelin önüne geldiğimizde in cin top oynuyordu. Galiba yine geciktikdkdkf. Otel dediğim de ev. Burda tek gecelik ev konaklaması yapacağız. Uzunca bir dinlenip keyif yapmak istiyoruz. Belgrad’daki kalabalık hostel macerasından sonra bu güzel evi hak ettik😎 Gecenin bi vakti, tuttuğumuz evin yanında yer alan ve şükür açık olan hostel sayesinde, resepsiyondaki birinin telefonunu kullanarak, ev sahibiyle iletişime geçip evimize ulaştık. Konakladığımız yerin adı City Break Apartment. Yine booking üzerinden bu linkten yaklaşık 2-3 dakika içinde merkeze yakın, temiz, konforlu mis gibi bir konaklama ayarladık. (Siz de bu link üzerinden rezervasyon yaparsanız eğer %10 iade alıyorsunuz😍) Büyük ihtimalle günlük kiralık evci abimiz de. Yani tuttuğumuz yer baya ailelerin falan yaşadığı bir apartman. Tek gece için 29 euro ödedik. Bu ev için bence az😎 Ertesi gün tekrardan bir gece daha kalmak istedik. Yine aynı fiyattan bir gece daha kaldık. Ev aşırı güzel, tertemiz. Eşyalar sıfır gibi. 1+1 gibi falan evin tipi. 3 kişi için ideal bir ev, fiyat performans olarak harikaa!

Eve gelir gelmez bayıldı tabi herkes, gün içinde enerji tavan fakat akşam olup yatıldığında yatılan yerden asla kalkılmıyor🤦🏽‍♂️ sabah kimse kimseye bulaşmasın abi sağlam bi dinlenelim söylemleriyle ertesi gün öğlen 11-12 lere kadar uyuduk, yayıldık. Aşırı iyi geldi. Bide ben 2. Gün konaklaması için tekrardan booking.com ‘ dan rez. yaptırdım. Ev sahibi direk beni aradı rezi iptal et boşuna vergi ödemeyelim dedi ahahah. Kaçırın bakalım..vergi.. Sabah cornflakeslerimizi yiyip ( evet arnavutlukta yaptığımız alışverişten aldığımız) 13-14 sularında Üsküp sokaklarına nihayet düşebildik.

Nerden baksan güzel renkler😍

Şehirde ilk dikkatimizi çeken şey bahsedildiği üze HEYKELLER! Abi adım başı heykel yapmışlar çok ilginç. Şehrin girişinde 2 tane aslan vardı mesela devasa bayıldık. Şehrin bayrağı da sarı kırmızı. Yoksaa?

İlk durağımız şehir merkezine yaklaşık 15 km uzaklıktaki Makedonya’nın en önemli turizm noktası olan  Matka Kanyonu. Kanyon, Treska Nehri’nin Vardar Nehri ile buluştuğu alanda yer alıyorVardar ovasııı vardar ovasııııığ. Gelmeden önce fotoğraflara, videolara baktığım kadarıyla beni çok heyecanlandıran bir bölgeydi. Geldik ve beklentilerimin tamamını karşıladı, tşkler Matka Bey. Harika bir doğası var. Her yer yemyeşil. Hatta kanyondaki su bile o yeşillikten nasibini almış. Turkuaz bir renge bürünmüş.

Huzuring💚

Kanyona çıkarken çok fazla mısır közleyen seyyar var. Biz de heralde Matka’nın mısırı meşhur diyip 3 tane köz mısır aldık. Tadı muazzammış, siz de yiyin. Arabayı park ettiğimiz yerden 15-20 dakikalık yürüyüş sonrasında Kanyona ulaşıyoruz. Bu arada araba için otopark parası ödemedik, bayaa şaşkınız. Adamsın Üsküppp. Köpürürsün üsküpküp

Kanyonda kano gezintilerinin yanı sıra 2 farklı noktadan tekne kiralayıp gezinebiliyorsunuz. Bii kano turu yapılırdı fakat mayolarla gelmediğimiz için o seçenek elendi, tekne turuna yöneldik. Biz tabiki ilk duraktan kiralamadık çünkü genelde ilk yerler kek turist mekanları oluyor. Pahalı ve pazarlıksız. Bunları öğrenindsds.

Biraz ilerideki ikinci tekne kiralama noktasında 3 kişi için 1200 dinar fiyat verildi. Turun içinde ekstra bir mağaraya gidiliyor içerisi gezdiriliyor falan. Tabi mağaralı olanı seçtik. Diğeri de yarım saat tekneyle turluyosun o da 900 dinar. Tabiki en dolusu ne ise onu seçiyoruz.

Mağarada asla unutamayacağımız harika bir insanla tanıştık. Nerden ne çıkacağı asla belli olmuyor. Gezmek, yeni yerler keşfetmek bu yüzden çok güzel😍 Neyse mağaraya çıkmadan önce biletçi Abi bana 1200 dedi işte ben de ingiliççe olarak 1000 dinar is okey falan diyorum bi yandan da kanka 1000 yaptırmaya çalışcam diyorum arkadaşıma. O sırada biletçi abi Türk müsünüz dedi. Dedim evet. Dedi naber dedim iyidir dedi ee dedi dedim ee dedi iyidirdhdd. Tamam, hadi siz 1000 verin dedi kral. Ordan da 200 dinar yırttık. Teknede 20 kişi falanız. Bir an kendimi Şanlıurfa’da tekneyle yaptığım Halfeti turunda gibi hissediyorum ilginç🙃 Harika bir doğa gezintisi eşliğinde az önce belirttiğim mağaraya geliyoruz. Mağaranın ismi Vrelo Cave.

Vrelo Guy

Vrelo Mağarası, Üsküp’te Matka Kanyonu’nun içinde yer alan 10 mağaradan bir tanesiymiş. Vrelo Mağarası’nın girişi Treska Nehri’nin üzerinde yer alan Matka Barajı’na 1.5 km’lik bir mesafede yer alıyor. Mağara 2007 yılında dalgıç Mark Vandermeulen tarafından keşfedildikten sonra en derin su altı mağaraları listesinde de yer almış. Dünyanın Yedi Harikası Projesi’nde de aday olarak gösterilen Vrelo Mağarası yarı finallere çıkmayı başarmış.

Mağaraya birkaç basamak merdivenle çıkıyoruz ve bizi Cemal Abi karşılıyor. Bizim Türkçe konuştuğumuzu duyup hemen Türkçe muhabbete başlıyor bizimle. Sizden tatlı olmasın çok tatlı bi abimiz. Teknedeki diğer milletten arkaaşların da gelmesiyle ufak bir brifingin ardından tekrar merdivenle mağaranın derinliklerine doğru iniyoruz. Mağaranın çeşitli noktalarında ingiliççe bir şeyler anlatıyor ve kaynatıyo da baya. Şekilleri bir şeylere benzetiyo falan. Mağaranın içi bayaa bi serin, üşüdük içerde. Üsküp sıcağının ardından klima etkisi yaptı bizde😋

15 dakikalık mağara gezintisinin ardından tekrar teknemize doğru ilerliyoruz. İlerlemeden önce Cemal Abiyle ayaküstü muhabbet ediyoruz. Kendisi Çanakkale de çavuş olarak askerlik yapmış, Türkçesi de baya iyi. Türkiye yi özlediği konuşmalarından, gözlerinden belli oluyor.

Tekneye indik, tam binecekken Cemal Kral yukardan Çanakkale Türküsünü söylemeye başladı bağırarak. Biz baya şok. Biz de inanılmaz duygulandık ve biz de eşlik ederek bağırarak Çanakkale türküsünü söyledik. Turistler falan şok tabi izliyolar 😊 Bizim için unutulmayacak harika bir an yaşadık. Ankara’ ya bekliyorum Cemal Abii!

Tekneyle başladığımız yere geri dönüyoruz. Dönüşte de yine seyyar satıcılardan erik, şeftali falan alıp açlığımızı yatıştırıyoruz. Rotamızı şehir merkezine doğru çeviriyoruz.

Önüm arkam sağım solum heykel. Merkezde bir sağa bir sola salına salına heykellerin üzerimizdeki bakışlarını hissederek şehirde yavaş yavaş adımlıyoruz. Üsküp’te gezmeye başladığımız ilk nokta Türk çarşısı!

Osmanlı’dan kalma hanlar, hamamlar, kervansaraylar, camiler ve türbelerin olduğu turistik bir bölge. 12. yüzyılda Türkler tarafından kurulduğundan beri şehrin en önemli ticaret merkeziymiş. Çoğunlukla da esnaf Türkçe konuşuyor!

Ardından bizi taş köprü karşılıyor. Herkes beni taş yüreklii sanıyoordjdj. Üsküp şehrinin armasında da bulunan Taşköprü, şehrin en önemli simgelerinin başında yer alıyor. Yapım yılı tam olarak bilinmese de 1451-1469 yılları arasında, Fatih Sultan Mehmet himayesinde inşa edildiği söyleniyor. Bazı kaynaklarda da Taşköprü’nün mimarı Mimar Sinan olarak geçiyormuş. 1944’te Taşköprü’ye Naziler tarafından patlayıcılar yerleştirilmesine rağmen, Üsküp’ün kurtuluşuyla patlayıcılar etkisiz hale getirilmiş ve köprü o olaydan hasar almadan kurtulmuş.

Köprünün bitiş noktasıyla birlikte Makedonya Meydanına doğru ilerliyoruz ve bizi tüm ihtişamıyla Büyük İskender heykeli(Alexander the Great or Warrior on a Horse) karşılıyor. SA. Heykel baya heybetli, bak bak bitmiyor. Heykel Floransa’da yapılmış. Makedonya hükümetine göre 80 milyon euroya mal olduğu belirtilen Büyük İskender heykeli projesinin maliyeti, çeşitli analistlere göre 200 milyon hatta 500 milyon euro olarak öne sürülmüştür. Haydaa paralara bak..

Meydanın hemen sol tarafında Makedonya Takı – Makedonya Zafer Kapısı (Porta Macedonia) yer alıyor. Makedonya’nın bağımsızlık için verdiği mücadelenin sembolü olarak “Üsküp 2014” projesi kapsamında inşa edilmiş. Yine merkeze yakın Rahibe Terasa evi varmış fakat vakit kalmadığından biz uğrayamadık. Siz giderseniz anlatın bana da.

Tak arkamda, ondeki ben

Akşama doğru dinlenmek ve artık instagrama düşebilmek içindjdjdj coffee factory adında bir mekana oturuyoruz.  1-2 saatlik dinlenmenin ardından ışıklandırmalı güzel şık binaların önünde  birer ikişer fotolar çekilip evimizin yolunu tutuyoruz.

Makedonya akşam daha güzel🙈

Üsküpteki ikinci sabahımızda Üsküp mutfağını denemek için eski çarşı denilen bölgedeki Destan adlı restoranta yol alıyoruz. Restorantta Türkçe menü olması hoşumuza gidiyor. Kahvaltıyla öğle yemeğini birleştirmenin vermiş olduğu mutlulukla Üsküp kebabı (köftesi), kuru fasulye, fasülye önemli, peynirli salata, yogurt, pilav, güveç, ajvar diye harika bi sos. Aynen ajdar cok komiksinizdjdk. Hepsinden masaya söylüyoruz işte. Donat babaa. Ya da donut 🍩 İtiraf etmek gerekirse tüm balkan turu boyunca lezzet olarak tatmin etmeyen tek yer burası oldu. Bosnayı getirin banaa, bosnaa😋

#yummy 😋

Turkce menu cekiciligii🇹🇷😍
1.380 dinar tuttu tüm yemek. 150₺ tutmuş😍 Fiş biriktiren arşivciler beğensinaghjf.

Burdaki yemek molasının ardından Üsküp ile arası sadece 60 km olan Priştine/Kosova yolculuğuna başlıyoruz. Buralara kadar gelmişiz hem eksta bir ülke görelim fena mı? Yani Mersin – Adana gibi yolu var 1 saat sürüyormuş, otobanmış da. Haneye bir başkent, bir ülke daha eklenmesin mi? Kosova da sadece 3-4 saatlik bir zaman geçirdik onu da anlatıcam haftaya🤪 evet 3 4 saat ama yine 2 sayfa yazmisim 🙈 onu da siz anlatçaksınız haa

Kızılay 🤩

Tabii Makedonya sınırları içinde mutlaka görülmesi gereken Ohrid Gölü’ne de uğradık. Ohri gölü Makedonya’nın baya alt kısmında kaldığından ve ordan da Tiran’a geçip artık Türkiyemize döneceğimizden💚-Tiran’a da baya yakın- göle gitmeden hemencik Kosova’ya uğrayıp tekrar Üsküp’e, ordan da ver elini Ohri. Kafa biraz karıştı mıı?🙈

Kanka bi de iskender beyle beni tek çek

Kosova seyahatimizin ardından tekrar rotamızı Makedonya’nın Ohri bölgesine doğru çeviriyoruz.(Kosova yazısı haftaya🤩)

Ohrid Gölü / Makedonya

Ohrid, Makedonya’nın en doğusunda yer alan harika bir göl şehri. Bize göre de Makedonya’nın alt kısmısı. Ohrid Gölünü, meydanı, kordonu gezerken bir gölden ziyade sanki Ege’de veya Akdeniz’de geziyormuş gibi hissettim. Hatta şey Van gölü de aynı hissi uyandırmıştı bende. Yani pek bir kordonluk bir durumu yoktu fakat bayaa deniz gibiydi. Cağnım Van Gölü.

😍😍

Gittiğim her yeri başka bir yere benzetmek kalp benfdffddf ve kordon kısmını gezerken “Sanki Akdeniz’de bir şehrimizi geziyormuşum.” hissine kapılıyorum.

Biz Ohri’ye direk Kosova’dan geçtiğimiz için biraz geç kaldık. Yollarda yaşadığımız , Kosova yazısında bahsedeceğim, sıkıntılardan dolayı bir hayli geç kaldık. Akşam 5-6 gibi geldik buraya. Artık Balkan Turumuzun da son günü, son akşamıydı. Diğer sabah İstanbul uçuşumuz vardı. Aslında 1 gece de burda konaklamayı düşünüyorduk fakat Kotor’dan kopamayınca, orda ekstra 1 gün daha geçirince Ohrid’de patladık🙃

Ohri’ye girer girmez burnumuza direk ince bi tuz kokusu, serinletici bir deniz havası geldi. Ohri gölünün kıyısına inmeden aracımızı hemen caddedeki paralı otoparka bıraktık. Otoparkları da bir değişik. Kaç saat kalcan diyo, ona göre ücretini girişte alıyo. E 1 saat diyip 5 saat kalsak? Neyse tipik Turkish yorumlarımızın ardından Ohri gölünün kıyısına düşüyoruz.

Ya siz buna göl demişsiniz ama bu bildiğin deniz. İnceden dalga vuruyo, sahili var, upuzuun bir kordonu var. Ohri limanına geldiğimizde turcular hemen dikkatinizi çekiyor. Tipik Ayvalik limanı😍 Burda hergün tekne turu düzenleniyor. Baya bu Ayvalıktan kalkıp ada ada gezen, yüzme molaları veren, sınırsız balıklı turlar gibi. Biz maalesef bu tura yetişemedik. Sabah 11 de kalıp 5-6 gibi geri geliyorlar. Yanlış hatırlamıyorsam fiyatı da 10 euro idi. Bu durumun bir tık üzüntüsüyle kordonda adımlarken küçük tekneler görüyoruz ve kaptanları da bizi görüyordkkjfdk. Özel olarak kiralayıp 1-2 saatlik Ohri gölü turu yapabileceğimizi söylemesiyle inceden bir pazarlığa tutuşup tekneyi 2 saatliğine kiralıyoruz.

Siz bizim gibi yapmayın arkaaşlar sabah gelin tekne turunuzu yapın. Sonra bana da anlatın neler kaçırdığımı.. Tabi özel tekne kiralayınca yüzler ister istemez tekrardan gülmeye başladı. Vay be Kotor’da da özel sürat teknesi kiralamıştık demek buraya da nasipmişfkfk geyikleriyle Ohri semalarına doğru açılmaya başladık.

Kaptanımız çok tatlı. Tekneye binmeden evvel marketten içecek bir şeyler aldık. Kaptana da sorduk bir şey içer misin diye. Ben su içiyorum dedi ve elini göle daldırıp lönk diye gölün suyunu içti. Şovunu yaptı kral. Bana şeyi hatırlattı Melih Gökçekin Ankara’da çeşmeden su içişidjdjdj. Kaptanımız da adeta bir rehber gibi güzel ingiliççe aksanıyla etrafı bize anlatmaya başladı. Güneş batmaya yakın bu tecrübeyi yaşamak bizi ekstra mutlu etti. Çünkü sunsetler kalp biz. Teknede gerçekten güzel bir ambiyans oluştu. 98 kişinin bindiği tekneler, yat turları sanırım bize göre değilfjskfsd. 2 saatlik efsane tekne turunun ardından tekrar limana döndük. Hava da artık kararmıştı. Gölün kenarından güzel bir yol gidiyordu. O yolu takip ederek yürüyüşe başladık. Çarşının sağında solunda her yerinde incili ürünler satılıyor. İnciden küpeler, bileklikler, yüzükler vs.. Ohri gölünden çıkarılan incilermiş, yersen🙃 Ohri gölüne nazır yürürken göl kenarında çok tatlı mekanlar var.

Yorgunluk belirtilerinin artmasıyla beraber kendimizi göl kenarındaki Liquid adlı tatlış mekana atıyoruz. Mekan harika, göle sıfır, loş, güzel müzik, inceden bi esinti, minderli koltuklar, deep music,wifiii ve harika kokteyller. Ahh daha ne isterdik ki başka😍

Burda da yaklaşık 2 saatlik bi yayılmanın ardından yavaş yavaş Tiran’ doğru yol alıyoruz.

Liquid🎶

Saatlerimiz de gece 1 i gösteriyor. Ohrid gölü ile Tiran arasında 130 km var fakat biz ne olur ne olmaz diyip geceyi Tiran’da geçirmek istiyoruz. Ohri’den Tiran’a giden yol aşırı rezalet. 11 günlük balkan turunda karşılaştığımız en rezil yol. Işıklandırma sıfır artı yol aşırı bozuk. Bu arada kalcak yer için turun ilk gününde kaldığımız hostel için sabahtan rez. yaptırmıştık fakat yolun leşliğinden dolayı geceyi arabada geçirip(zaten tecrübeliyizdsds) sabah da Tiran yoluna düşme kararı aldık.  Türkiye’ye dönüşümüz de diğer gün saat 11’de. Yolda güzel bir benzinlik bulup otoparkına çörekleniyoruz ve burada 3-4 saatlik bir uyku çekiyoruz arabada. Sabah uyanıp, kahvelerimizi alıp Tiran Havaalanının yolunu tutuyoruz.

Last day 🙁

Bütün kahrımızı çeken, yolumuza yoldaş olan, gecemize gündüz olan, hostelimiz, otelimiz olan skodamızla ayrılık vakti de yaklaşıyor. Aracımızı güzelce temizleyip rent a carcı abimize çok şükür kazasız belasız teslim ediyoruz. İnceden bir hüzün çöküyor..

Butun skodalar seni hatırlatıyor..

Arabayı da teslim ettiğimize göre artık checkinlerimizi yapmak için Tiran havaalanına doğru yol alıyoruz.

2060 kilometre sonuu

11 günlük Balkan turumuz başladığı yerden 2.060 kilometrelik yol sonrası son buluyor.. 2060 kilometreye tam 6 ülke ve birkaç şehir sığdırmanın mutluluğuyla Ankara’ya dönüyoruz. Yolaçık yola çık ❤

Road to Ankara!!

Özeting;

Matka Kanyonu*

Makedonya Meydanı,Takı

Taş Köprü

Türk Çarşısı

+ Tabiki Ohrid Gölü

Vakit darlığından gidemediğmiz, açıkçası çok merak da etmediğimiz diğer noktalar. Vaktiniz bolsa geziniz efendim ;

Üsküp Kalesi ve Makedonya Arkeoloji Müzesi

Rahibe Terasa Evi

Milenyum Haçı

Makedonya Köyü

🇲🇰🇲🇰🇲🇰🇲🇰🇲🇰

Belgrad / Sırbistan Gezi Notları

Şimdii Bosna Hersek’ten ayrılıyoduk di mi en son 🙂 Balkan rotasını planlarken Bosna Hersek’ten direk Makedonya’ya geçecektik. Arada Belgrad’a da uğrar mıyız muhabbeti oldu fakat bi tık yukarda kaldığından(coğrafii olarak da 1 güne sığdırmayalım abi yaa koca Sırbistan muhabbettinden dolayı başta düşünmedik (1güne sığdırdılar). Hatta bu minvalde Belgrad’a gidememenin verdiği hüzünle Tiran gidiş dönüş biletlerimizi alırken, Aralık ayı için 2 gece 3 günlük Belgrad bileti aldık. Evet seviyoruz bu hayatıı. Fakat şöyle bir durum oldu. Saraybosna’dan Üsküp 500-600 km civarı. Gideceğimiz 2 yol var. Otoban olan yol Sırbistan sınırlarından geçiyor. Parantez aç , Rozafa kalesinde bir Türk çiftle tanıştık, Üsküp’te yaşıyorlarmış, onlar sayesinde bu otobanı öğrendik. Yoksa 2 şehir arasındaki en kısa yol leş bir yolmuş. Burdan bir kez daha teşekkür ederiz, sizi Allah gönderdi Rozafa’ ya. Parantez kapa. Efendim biz de bu vesileyle, madem Sırbistan’dan geçeceğiz 1 gün Belgrad’a uğranır hem dinlenmiş oluruz yeaa diyerek rotayı Belgrade’ye çevirdik. Saraybosna-Belgrad arası da saadece 300 km. Mis gibi. Tabii bu rota anlık çizildiği için Belgrad hazırlığı da yapılmadı haliyle. Yani nerde ne yenir, neler içilir falan filan. Bu yüzden Belgrad yazısı burda son buldkdkd. Şaka tabiki gezdik yine baya 🙂 Sürprizli bir Belgrad gezisi olacak.

Tabelaların hastasıyızz

Yola koyulduk ve muazzam manzaralar eşliğinde kıvrılıyoruz. Her yer inanılmaz yeşil, spotify yol albümüm açık. Yolaçık yola çık mode on. 1 buçuk saatlik yolculuğun ardından yeşilliklerin içinde yer alan güzel bir yerde kahve molası için duruyoruz. Burda kendimize 2 capuccinoo(evet babamızın evinde de kapıçinoo içiyoz) ve 1 türk kahvesi söyledik. Manzaramız harika. Tabii inceden wifii ye de düşüldü. 1 saat falan oyalandık. Mola verdiğimiz yerin ismi Suncanareka. Mekanın içi de dışı da harika. Saraybosna’ya 68 km uzaklıkta. Yolunuz düşerse kesinlikle bir mola veriniz.

Zürih sen misin?

1 saatlik sürüş sonrasında tekrar ihtiyaç molası için durduk. Durduğumuz yer bir otelmiş ve iç kısmında muazzam manzaralı bir restorantı var, nehir manzaralı. Bam diye girdik oteledjdjd. Güzel kokluyoruz mola yerlerini. Otelin wc sini falan kullandık, turist olmak çok güzel ya bam güm her yere dalıyorsun ahahah. Sonrasında şu efsane boomerangları, selfieleri çektik.

Hadi buyur 😍

Artık Belgrad sınırına geldik. 3 dakika sürmeyen bir geçiş sonrasında maps.me uygulamasına Belgrad MeRkeZ yazıldı ve heycanla yol almaya devam ettik.

Beograd

Şimdi ince bi Sırbistan tarihine girilirdi lakin hazırlıksız geldiğimiz için pek içimden de gelmiyor sevgili blog. Ay nolur anlat dediğini de duyar gibiyimdsadsa. Sırbistan/Belgrad yazısını Aralık ayına saklıyorum inş.(yani bu çok bir şey yazmayıp sakladığım halim.evet) Ama tabii neler yaptık bahsedicemm kaçamazsınızaffjdj.

Karnımız çok acıkmıştı 3-4 saattir yollardayız. Rafaellodan, pringlestan artık ciğerimiz soldu.

Cem uzan bunu beğendi

Zaten arabanın arkasında biri var. Kırt kırt sürekli bir şeyler yiyo falan. Neyse 😀 Canımız hamburger ve türevleri çekti, özlendi kerata. Merkezde ücretsiz bir wifi bulup yüksek puanlı mekan arayışına girdik foursquare den. Hamburgerler patatesler bir güzel gömüldü. Açlıktan mekan toz olmuş, hatırlamıyorum. Sonrasında Saraybosna’dan çıkmadan evvel ayarladığımız hostelin yolunu tuttuk. Hostel ücreti kişi başı 6 euro olarak booking den ayarladık. (Bu link uzerinden rez yaparsiniz eger siz de %10 indirim kazanirsiniz.EVET) Evet yanlış duymadınız 6 avro. Gördüğünüz üzere kafada yurtdışını büyütmenin alemi yok. Bir gün de kalabalıkla uyuyun kimse yemez. Geçen Eskişehir’de kaldım mesela 125 liraydı tek gece. Ahh balon TR.

Hostelimizin adı New Hostel Belgrade. Puanı 7.5 , bir tık düşüktü puan standartlarımıza göre fakat Belgrad geçiş güzergahı olarak kullanıldığı için çok bir anlam yüklemeyip ucuz yollu bir konaklamayla çözmek istedik. Hostele geldik, sıcak bir karşılama ile checkinimizi yaptık. Her zamanki gibi aracımız için otopark sorularını yönelttik. Burda da gece 12 sabah 7 arası ücretsiz. Sonrasında ücretli.

Hostel view

Hostele gelirsek, baya kalabalıktı. Çeşitli milletlerden insanlarla tanıştık, kaynaştık. Yunanlısı, Çinlisi, Amerikalısı.. Duş alıp çıkalım demiştik fakat birazcık pisss, biz de bulaşmadık yarın alırız yeaa diyipfdsfsd. Saat 22 suları.. Bi arkadaşımız yine beni bırakın siz nabıyosanız yapın diyip bizi Belgrad gecelerine saldı. Biz de jager shotlarımızı atıp caddeye düştük.

SA

Otelin merkeze uzaklığı yaklaşık 1km. Bu da güzel çünkü yürürken sağı solu keşfetme fırsatı oluyor. Mesela yolda şu şekil home’luk fotoğraflar çekilebiliyorsunuz.

Sonrasında işte Belgrad’ın en ünlü caddesi olan Knez Mihailova Caddesinde adımladık. Caddenin sonu sizi Belgrad Kalesine (Kalemegdan) götürüyor. Osmanlı‘nın kente hâkim olduğu 1521 yılından beri kalenin adı değişmemiş. Altında Atilla’nın mezarının bulunduğuna inanıyorlarmış. Evet kaleden bir çekim hissediyordumagjfk. Kralll burda uyuyormuş.. Kale manzarası gerçekten aşırı iyi. Sava ve Tuna nehirlerinin seyir zevkini yaşatıyor bizlere. Işıklandırması harikaydı ve gündüz halini görmek için de heveslendik.

Şehrin meydanı inşaat halinde olduğu için o bölgede bulunamadık. Devasa bir alan inşaat halindeydi. Hadi kardeşim bi bitirin de 2 story atalım ya taa nerelerden gelmişiz.. Kalede dolaşırken birkaç Belgradlı sayesinde❤ Bir mekanda dans gecesi olduğunu öğrendik. Saolsunlar davet ettilerafdjdj. Muazzam kalabalıktı ve insanlar çılgınlar gibi dans ediyordu, yarınlar yokmuşçasına.. Ben tabi şey biliyorum, Ankara oyun havaları. Mekanın ismi Kalemegdanska Terasa. Valla bi uğrayın gündüz güzel manzara eşliğinde yemekler, gece de drinkkleer. Ambiyans 10 numara.  

Orda biraz eğlendikten sonra da Bota adlı başka bir mekana geçiyoruz. Müzik harika, tam benim kalemim. Mekanın ambiyansı ve ışıklandırmalar harika, açık hava mekanı. Resmen dibimiz düştü. Orda da oturup birkaç drink yudumladık. Artık yorgunluk belirtileri salık verdi ve inceden hostelimizin yolunu tuttuk.

Bosna’da ve Belgrad’da saatlerimizi sabah 7’ye kurup büfelerden araç park yeri fişi almak için uyandık. Sabah 7 de fiş almazsanız aracınızı çekerlerr! Hepimizi çekerler. Belgrad da uyanma sırası bendeydi. Sabahın 7’sinde büfeden otopark fişini almak inanılmaz zordu 0 ingiliççe biliniyor. Sistem çok değişik. Büfeden otopark kartını alıyorsunuz, geldiğiniz saati kendiniz işaretleyip aracın önüne koyuyorsunuz. Park yerleri de zone’ lara ayrılmış. Bazı yerler 1 saatlik bazısı 2, bazısı 3 saatlik park etme hakkı tanıyor. Kendin park et kendin ye.

Harika ya 😂

Ben sabahın 7’sinde uyandım işte park yeri muhabbetine. Uyandıktan sonra da asla uyuyamam. Canım kendim. Arkaaşlar mışıl mışıl uykusunda. Ben de fırsattan istifade ana caddeye çıkıp şehri turlamaya başladım. Sabah saatlerinde(8e geliyordu) insanların işe yetişme telaşını boş beleş adımlar eşliğinde izlemek çok keyifliydi. Günlerden sanıyorum Çarşamba. Tatildeyken asla günlerden, tarihlerden haberdar olmama kalp ben ya. Biraz daha adımlamamla birlikte karşıma güzel, büyük bir park çıktı. Parkın bitiş noktasında da harika bir klise beni selamlıyordu. Aziz Mark Kilisesi. Parkın yürüyüş yolu kısmının Taş Meydan (Tasmajdan) olarak anıldığını sonradan öğrendim. Ahh ne kadar da araştırmacı bir beyfdsfsd. Meydanın bulunduğu alan, Roma döneminde şehrin inşası için gerekli taşların çıkartıldığı bir ocakmış. Bu sebepten Osmanlı’nın kente hakim olduğu dönemden itibaren bu alan şimdiki ismiyle anılmaya başlanmış. Benim aklıma da hemen şey geldi. Taşş kalbini aç da geel ne oluuuur?! Belgrad’da yaşayan Sırplar, özgürlükleri için Osmanlı yönetimine karşı ayaklandıklarında kamplarını buraya kurmuşlar. Bu ayaklanma sonucunda elde edilen özerklik ile ilgili duyuru da meydanın doğusunda yer alan bölümde okunmuş. İlgiinç. Çevresinde restorantlar, cafeler, spor alanları falan var. Gencolar sporunu yapıyorken, yaşlı tayfa da fino köpeklerini gezdiriyor, macitilla da artık marketlerin de açılmasıyla soğuk kahvesini alıp hostelin yolunu tutuyor.

Hostelin balkonunda birer sigara içilip(ben no smoking) Belgrad sokaklarına düşülüyor.

Sabah kahvaltımızı yine bir foursquare araştırmam sonucu yüksek puanlı Red Bread adlı mekanda yapıyoruz. Çok güzel tostları, sandviçleri ve içecekleri var.

Gün sayımız az olduğu için Nikola Tesla müzesini Aralık ayına saklıyoruz. Vaktimiz çok yok Üsküp’e gitçez. Ama siz gidin şeyapmayın.

Hostelden çıkıp gece turladığımız kaleye doğru gidiyoruz. Yalnız acayip sıcak. Temmuzda falan gelmeyin! Kale gerçekten harika manzaralar sunuyor. Güzel fotoğraflar eşliğinde burdan ayrılıyoruz.

No filter beyb.

Caddede bir güzel frappacino molası veriyoruz starbucksta.

Strawberry frapp😋

Spontan gezdiğimiz için buraya daha önce gelen bir arkadaşım Aziz Sava’ yı görmeden gelme diyor, dedim nası bi yemek acaba dedi katedral 😦 ve yolumuzu bu katedrale doğru çeviriyoruz..

Aziz Sava Katedrali (Church of Saint Sava) devasa boyutuyla bizi karşılıyor. Mimari görünümüyle Ayasofya‘yı anımsatan katedral, özellikle II. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen Nazi bombardımanında neredeyse tamamen yıkılmış. Şimdi halen inşaatı devam ediyor. Bıktık be inşaatınızdan. Türkiye gibi patlayında görün aaa inşaat inşaat.

Güzel ama.

Küçük, ufacık Belgrad turumuzun ardından rotamızı artık Kuzey Makedonya’nın başkaneti Üsküp’ doğru çeviriyoruz. Bence yine hazırlıksız yakalanmamıza rağmen güzel, şık bi gezinti oldu. Buranın kışını da görecek olmamız bizi hayli sevindiriyor.

B Y E

(Gezdiğimiz kadarıyla) Özeting;

Kalemegdan (kale)

Knez Mihailova Caddesi

Aziz Sava Katedrali (Church of Saint Sava)

Aziz Mark Kilisesi (St. Mark’s Church)

Taş Meydan (Tasmajdan)

Valla fena da gezmemişiz ya baktığındaa 🙄

Beğenilen mekanlar da yazının içindee, az okuyun😊5.ülkemiz bizi bekleer kib🤗

Mostar & Saraybosna / Bosna Hersek Gezi Notları

Bosna Hersek’e doğru yola revan olduk. Yazıya böyle baam diye başlıyorum. Bi giriş falan yazmıyorum çünkü blogu düzenli takip ettiğinizi biliyorumdhdh. Eveet en son Kotor’daydık ordan da buraya gelindi. Kotor o kadar harika geçti ki tatili bitirip dönebilirdik. Yani ben tatmin oldum sonuna kadar. Deniz kum güneş eğlence manzara orta çağ! Ne ararsanız var! Çağ değiştirme imkanı sunan şehir yapmışlar. İçimizdeki Kotor aşkı bambaşkaa, kopamıyoruz.. Bosna yazısında Kotor anlatmayayım daha fazla, özür dilerim. Biliyorum heycanlısınız😁. Ya heyecan demişken Serdar Ortaç’ın heyecan şarkısı çok iyi değil mi ya, now playing🙈 Neyse efendim Bosna Hersek sınırına ulaştık. Sınır biraz kalabalıktı yarım saat kadar bekledik. Sıra bize geldiğinde green card almamız gerektiği söylendi. Bu şey değil mi ya Amerika’ya göçüyorsun falan? Sigortaymışshsh, almadan geçilmiyormuş. Hadi almadan geçme! 40€ kapıda bayıldık green card abimize. Sonra kapıdaki abimiz aracımızı aradı. Napıyon birader öndekileri aramadın? Sahilden geliyoruz tenimiz hafif buğday. Kimi beğenmedin? Bagajdaki cornflakesleri, ton balıklarını görünce Ahmet kuralın sılaya baktığı gibi bize baktı, tamam hadi devam et dercesine kafasıyla işaret etti. Torpitomuza bile baktı. Orda da jager bebeği yatıyordu. Ülkeye girişimiz bu şekil oldu. Karnımız aşırı aç tabii. Bosna mutfağına düşebilmek icin sabirsizlaniyoruz. Bilinçli olarak kendimizi aç bıraktık, doya doya yiyelim diye. Bu dogrultudaa ilk duragimiz da Mostar Köprüsü!

Şöyle ilginç bir an yaşadık. Sınırı tam geçtik. Geçer geçmez biz şok. Bosna bayrakları beklerken karşımıza Sırp bayrağı çıktı ve Sırp Cumhuriyetine hoşgeldiniz yazılı tabela bizi karşıladı. Kafalar da karıştı tabi bizim. Sürekli, sınır değiştiriyoruz falan dedik yanlışlıkla başka ülkeye mi girdikdsadsa. İnternetimiz de yok bakamıyoruz noluyo ne bitiyo. Yolumuza devam ettik.

İşte o anlar..

Sonra öğrendik kii Sırp Cumhuriyeti, Bosna-Hersek’i oluşturan iki özerk bölgesinden biri, diğeri ise Bosna Hersek federasyonu. Buranın Sırbistan ile falan alakası yok. Ülkedeki Bosnalılar tarafından Sırp Cumhuriyetine pek sıcak bakılmıyormuş. 9 Ocak 2019’da BBC de yayınlanan bir habere göre, Sırp Cumhuriyeti’nin kurulduğu 9 Ocak tarihinin “anayasaya aykırı” bulunmasına rağmen Sırp Cumhuriyeti Günü olarak kutlanması, ülkedeki Boşnaklar tarafından tepkiyle karşılanmış. Biz Sırp bayrakları dışında pek bir şey görmedik. Koca bir köy.

Kardeşim 4 sene uluslararası ilişkiler okuduk, kimse bize bu durumdan bahsetmedi. Burdan şöyle bir sonuç çıktı: ÇOK GEZEN BİLİR! Hadi SA.

Nerde kalmıştııkk köprüde. Mostar Köprüsü, Neretva nehri üzerinde bulunuyor. Köprünün ilk hali Mimar Sinan’ın öğrencisi Mimar Hayreddin tarafından 1566 yılında yapılıyor ve 1993’te Hırvatlar tarafından savaşta yıkılıyor. İslam mimarisinin en dikkat çekici yapılarından biri haline gelen köprü, Boşnakça Stari Most olarak isimlendiriliyor. 1997 yılında bir Türk firma tarafından tekrar inşasına başlanıyor ve 2004’te tekrar hizmete açılıyor. Tşkler.

BUREK KING 🙂

Mostar Köprüsü yüzyıllardan beri seyyahların ve araştırmacıların ilgisini çekmiş. 1658’de Mostar’a uğrayan Fransız seyyahı A. Poullet bu köprünün inşasının mukayese kabul etmez bir cüret eseri olduğunu, Venedik’te bir mimari hârikası sayılan Rialto Köprüsü’nden daha geniş yapıldığını söylemektedir. Bence Rialto Mostarı döver ama olsun 🙂 Ahh Rialto bebeği.. Köprüden büyük övgüyle söz eden Evliya Çelebi de o güne kadar on altı ülke gezdiğini(ne cok ortak yanimiz var😅) , böyle yüksek bir köprü görmediğini belirtir. Brooklyn köprüsü daha yüksek sankii gitmedi demek oraya 🤭😎 Köprü hakkındaki değerlendirmeleri Ayverdi’nin şu sözleri en iyi şekilde özetler: “Bu köprü mimari dehânın terkibiyle taştan yapılmış değil de muhayyilenin cisim halini almasıyla meydana gelmiş gibi efsanevî bir mâna ve ruh kazanmıştır” Köprünün üstün sanat özelliği Hans Joachim Kissling’in şu sözleriyle de ortaya konmuştur: “Kıyamet günündeki sırat köprüsünü bir mecaz olmaktan çıkarıp elle tutulup gözle görülebilir bir sembol haline, başka hiçbir eser hiçbir yerde büyük üstat Mimar Hayreddin’in Mostar Köprüsü kadar dile getiremez.” Nihayetinde 2019’da Mostar’ a ugrayan genç seyyah @macitilla da köprü içinn; ” Valla mis gibi köprü arkadaşlar çıkın çıkın gelin” demiştir.

Bu harika bilgilendirmeler ışığında aracimizi Mostar köprüsüne yakın bir konumda -pazarlıkla, as always- bir yere park ettik. Üstler başlar değiştirildi ve ince bir heycanla köprüye doğru yol aldık. Heycanlıydı gerçekten o an. Çok tarihi bir köprü. Köprüde geçirilen 10-15 dakikanın ardından tüm fotoğrafların çekildiği, arkada köprünün ateş ettiği mekana iniyoruz.

Mostar Köprüsü uzerinde onlaynız.
Bu da köprünün diğer tarafı.

Köprün alt kısmı biraz bakımsız, çevre düzenlemesi vasat kalmış. Sacma sapan plastik sandalyeler falan var civardaki cafelerde. Daha otantik yapsaniza kardesim. Bak mesela Hamamönüne 🙂 Hemen fotograflara geciyoruz çünkü karnimiz halaa çok aç. Buranın foti açısı gerçekten çok başarılıı.

Mostarillaa
Kanka bi de boydan alsana.

Gerekli fotografların ardından koşarak Bosna mutfağına düştük. Mekanın ismi Sdrvan. Şadırvan bu arada Saraybosna’nın simge yeri. O kısma da geçeceğiz ama önce şu yemegimizi bir yiyelim. Aç ayı oyndkdkdk.

Cevabi(köfte)

Buranın en meşhur yemeği Cevabi yani köfte. Açıkçası bizim beklentimiz biraz düşüktü hani köfte yanii ne kadar meşhur ve lezzetli olabilirkii konuşmaları yaşanırken yemeklerimiz geldi. Porsiyonlar maşallah 1 buçuk söylemişiz edasında. Ortaya da yine birkaç meşhur yemeklerinden soğan dolma vs söyledik. Amaa o köftenin tadı nediiir muazzaamm. Tüm laflarımızı yuttuk🙈. Bayıldık ya TR de öyle bir köfte yok. Hani en yakın İnegöl’deki köfteci abiler olabilir ama pek yanından geçmez. Bu arada İnegöl köfte de harika burda ama konumuz başka😊 Hepsini anlatçamafgh. Acil tatmanız lazım ya. Şöyle söyliyim; bundan sonraki seyahatlerimizde Sırbistan hariç her yerde yedik(orda bulamadılar) Abi bu neee😍 Tabi yanında da ayran söyledik onlar yogurt diyorlar. İzmir’de de ayrana çiğdem mi diyorlardı? Gelen bardak da baya yogurt. Ahahah. Hani yogurdu yersiniz de artık 3te 1i kalır ya sulanır ama katıdır da. İşte onu bardaga koyup getiriyorlarjsksk.

Yemegimizin ardından Mostar magnetlerimizi alıp -pazarlıking- Saraybosna’nın yolunu tutuyoruz fakat oraya gelmeden evvel Blagay da Derviş Tekkesi olan bir yeri ziyaret ediyoruz.

Look at the tabela

Mostar’dan yaklaşık 15 km uzaklıktaki Blagay Köyünün Alperenler Tekkesine geldik. Aracımızı ücretli otoparka bırakıp nehrinin kenarından tekkeye doğru ilerledik. Tekkeye giriş ücretini pahalı bulduğumuzdan kapısında birkac foto cekip devam ettik. Kardesim ucuz yapsaniza bir tane ev altı üstü. Yanlış hatırlamıyorsam 30₺ civarıydı bir kişi. Bir de hava kararıyordu oraya geldiğimizde. Ordan da çıkıp Saraybosna’ya gidilecekti. Bunlar da etkili olmuş olabilir girmememizde. Buranın tarihine gelirsek de(girmesek de okuyup arastirdik hayret bisey) bu tekke Boşnakların hizla muslumanligi secmesinde cok onemli bir rol oynamis. Bektaşi tekkesi olarak kurulan bu yerde bektaşi dervişlerinin hoşgörüsü, hakkaniyetli tavırları bölge halkının Müslümanlığa büyük sempati duymasını sağlamış. Bu tekkenin kahramanı da Sarı Saltuk. Onu da siz arastirip okuyun önemli bir şahsiyet. Homework.

Dervish Girish

1-2 saatlik Dervish House ziyaretinin ardından artık Saraybosna’nın yolunu tutuyoruz. Boşnak böreği için sabırsızlanıyoruz. Bunun için sabahı iple çekiyoruz. Yaşasın yemek yemeek!

Road to Sarajevo. Güzel isim 🙂

Saraybosna’ ya 22:00 sularında ulaştık. Yine booking.com üzerinden kalcak yerimizi ayarladık. Linkten rez. yaparsanız eğer %10 indirim alıyorsunuz! Booking sitesinde checkin girisi 21:00 yaziliydi. Zamaninda ulasamayacagimiz icin tabiki aradik. Artik tecrubeliyiz 🙂 tabii aradik da neyle ariyosun diye hic sormuyosunuz. Hat yok şey yok 🙂 bu arada tabi araba da su yakmiyo surekli benzin alıyoruz. Haberiniz yok tabii. Bosna icinde bir benzinlige cektik sedanımızı. Depoyu fullerken benzinligin wifisine baglandik. Oteli whatsapptan aradim fakat ulasamadim. Pompacı abiden telefonunu kullanabilmek icin izin istedim saolsun ikiletmedi bile hemen uzatti. Kralın telden oteli aradım az gecikicez dedim ok sıkıntı yok raat dedi. Rahatladık ve kendimize birer dondurma söyledik. Haha evet her fırsatta boğazing.

Bu güzel molanın ardından tekrar yola koyulduk. Yine maps.me uygulaması sayesinde , internetsiz , direk otelin önüne geldik. Burda da otopark 12’den sabah 7’ye kadar ucretsiz. Oyle otel ayarlamisiz ki tam piyasa caddesinin uzerinde kaliyoruz. Aracı tam mekanın önüne park ediyorum caddeye. Aracımız da biliyorsunuz sedan, geniş uzunsjsjs. Aracı park ederken arkadaki son model bmw ye ben bir tık vuruyorumdjdjdj. Nazar anam nazar. Az story atçam bida ahahah göz var(daha fazla attı) ince bi çıtırdı sesi geldi. Daha biz inmeden vurdugum arabanin sahibi geldi. Arabani bu kadar seviyo musun ya? Kolu kafam kadar🙃 Adam tam arabasinin karşısına oturmuş mekanda?? El fenerleri falan acildi cizik neyim var mi diye bakiyoruz. Elemanin 2 3 tane daha arkadasi geldi dalga geciyolar, gülüyolar falan. Ben de gülüyorum. Erasmustafa gergin😂 Mekandaki herkes de bize bakıyo 50 60 kisi falan karsilikli mekanlar ortada biz ahahaha. Ankarali gardeslerim 7. Caddenin ortasinda bu olayi yasadigini dusunsun😅 Neyseki izbandutçum uzatmayıp bizi saldı. Eşyalarımızı alıp otelimize çıktık. Kaldığımız otel Check Inn Otel. Ee eski foursquarecilerden kim kaldıghfd. Yeri muazzam, merkeze yuruyerek 5 dakika. Piyasa mekanlara 15 saniye.

🔥🔥🔥

Bu kadar kral yerden de tutmayin kardesim nasıl ayarliyosunuz ya?ahshsh

Sabah böreeek zılgıtlarıyla uyandık. Koşarak yüksek puanlı Buregdzinica Bosna börekçisinin yolunu tuttuk.

Ha ri ka

4 cesit burek var. Yanlis yazmadim onlar burek diyo. Hemen vurmayin 🙂 ispanakli, peynirli,pattisli,kiymali. Hepsinden aldik karisikli. Ben en cok ispanakliyi begendim. Siz hangisini begendinizi yorumlardadkdjdjd. Evet börek şöleninin ardından Saraybosna sokaklarını keşfetmeye koyulduk. Tabi bu arada arkaaşlar sürekli döviz bozduruyoruz ülkeler değişiyo falan. Kafalar iyce allak bullak. Bunları da anlatmıyorumdkdk.

Şehrin simge yapısı Şadırvan‘ a geliyoruz. Hanii dün yemek yediğimiz mekanın adı. Bütün sokaklara resmen burdan çıkılıyo. Şadırvanda bi elimizi yuzumuzu yikayip suyundan iciyoruz. Herkes içti biz de içtikk. Siz de için 😊

Şöyle kafanızı herhangi bir yere doğru kaldırdığınızda en az 1 2 minare görebiliyorsunuz, güzel bir his. Evde hissettiriyor. Tabi sayıca çok cami var burda. Biz en meşhuru, büyüğü olan Gazi Hüsrev Bey Camii yi ziyaret ediyoruz. İhtişamlı bir camii.

Bu arada carsida dolanirken bir yerde Bey corbasi icmemiz gerektigi aklima geldi! Bosna nin en meshur corbasi. Corbalara duskunuzdur tatmayi severim. Mideye de iyi gelirdjdjdj. Mesela Kiev’de tattigim Borsch corbasi harikaydi. Ya da Marasta denedigim kelle pacadjdk. O sirada The Adress adli mekani gorduk. Aslinda tatlilarini yemek icin girmistik fakat Bey corbasi yapildigini duyunca corbamizin ustune local tatlilarini denedik. Mekanin isletmecisi Türk. İçten, tatlı bir abimiz. Bi sıkıntınız falan olursa gidin konuşun kralla, çorbasını için. Çorbaya puanım 7.

Bey baba corbasi

Camiye dönersek;

Aslında burası bir külliye. Osmanlı’nın Bosna Sancak Beyi Gazi Hüsrev Bey tarafından yaptırılan Gazi Hüsrev Bey Camisinin hemen yanında iki türbe yer alıyor. Hüsrev Bey ve Murad Beyin türbeleri. Camiinin hemen karşısında da Hüsrev Bey’in annesi Selçuk Hatun adına yapılan Medrese bulunmakta.

AVLU

Gazi Hüsrev Bey Camii Saraybosna’nın kalbi diye tabir edilen Başçarşı’da yer alıyor. Osmanlı mimarisinin en göze çarpan eserlerinden biri olup, Bosna Sancak Beyi Gazi Hüsrev Bey tarafından 1531 yılında Mimar Sinan’a inşa ettirilmiş.

Ayrıca ilginç bir haber okumuştum 2 3 sene önce bu camiyle ilgili. Gazi Hüsrev Bey Camisi’nin dünyada elektrikle aydınlatılan ilk cami olduğunun iddia edilmesiyle ilgiliydi. Umarım üfürmemişlerdir.

Son olarak, Evliya Çelebi, 1070 yılı Şâban ayında (Nisan 1660) Edirne’den Sırbistan’a giderken uğradığı Saray şehrinde “saat kulesi olan mahalde” bulunan Hüsrev Paşa Camii’nden bahsederek bu caminin çok kalabalık cemaati bulunduğunu söylemiş. Ayrıca abdest musluklarından kışın ısıtılmış su akıtıldığı yolunda bilgi vermiş. Güzel bilgiler tşkler Çelebi Bey. Tşkler Macitilla.

Bu arada caminin içine giriş paralı. Saraybosna belediyesi dur da 2 rekat namaz kılalım ya hiç yakışmadı. Allahtan avluda açık kısım vardı. Neyse efendim biz başçarşıda dolanmaya devam ederken karşımıza güzel bir vitaminbar çıktı. Güç kuvvet versin diyerekten içeri dalıp güzelinden içeceklerimizi sipariş ettik

Ben macitilla alıcam grande.

Sonrasında magnet vs alışverişi için çarşı içerisinde fiyat yoklamalarına başladık. Bir tezgahın önünden geçerken gel abi akşam pazarı nidaalarına kayıtsız kalamayıp abimizin tükkanına yanaştık. Kendsinden yaklaşık 100 liralık alışveriş yaptık. Akşam pazarı vibezz

Magnet alışverişinin ardından turistik sayılacak bir lezzet bulup onun keyfini yaşadık. Kokoreç görünümlü  nutellalı değişikli bişey.

Tabii Bosna’nın Hanları da oldukça meşhur. Birkaç tane han var. Biz Morica Han’ı tercih ettik.

Gidiyoruuz gündüz gecee

Burda kısa bir kahve molası verdik. Bosnian coffee nin tadına bakıp e bu şeey Türk kahvesi diyip wifi batağına düştük. Küçük bir mola oldu 1 saat. Bu arada internetsiz gezmenin tadı da bir başkaymış. Kimse telefonlarına gömülmüyor. Sohbet muhabbet anı yakalama ne ararsan var. Siz de hat almayın. Bak Barcelona maçındaki amcaya.

İşte bu şekil tüm Bosna’yı gezdik.

Wifillalar

Bu güzel, otantik han ziyaretinin ardından Saraybosna’nın en meşhur caddesi olan Ferhadiye Caddesinde adımlamaya başlıyoruz. Caddenin inşaat halinde oluşu biraz can sıkıyor. Ah bi bitiremedi bu belediye de şu kazı işlerini. Derken caddenin tam ortasında harika bir katedral ile karşılaşıyoruz. Saraybosna Katedrali (Katedrala Srca Isusova). Bu katedral ayrıca İsa’nın Yüce Kalbi Katedrali adıyla da anılıyor. Katedralin şöyle bir özelliği var: Mimar Jasip Vancaš, dini yapıyı tasarlarken Paris’teki ihtişamlı ve ne yazıkki şu an halinden eser olmayan Notre Dame’dan ilham almış.

Katedralin tadını yine instagramerslar çıkardı.

Katedral bizim. Bosna kira

Instagramdaki fotoğrafı şöyle captionlamışım;

Bosna Hersek’teki en büyük katedral olan Kutsal Kalp Katedrali. 1889 da Paris’teki Notre Dame Katedralinden esinlenerek yapılmış. Kaderi benzemesin.. Katedral, KKTC Gazi Mağusa’da yer alan Lala Mustafa Paşa Camii yi de hatırlattı bana. Alt kısma onun da linkini bırakıyorum. Hangisi daha güzel yorumlardafsdkfsd.

Yine bir 15km yürüyüşün ardından artık akşam ediyoruz. What a day ya! Şehre ilk girdiğimizde büyük bir avm gözümüze çarpmıştı. Akşamı da avm de geçirmek, belki bir iki parça ucuz yollu bir şeyler almak maksatlı rotamızı AVM çeviriyoruz. Çünkü Ankaralılık. O AVM ler gezilecekfdfsdfsd. AVM nin ismi SCC Sarajevo. Keşke SÇS olsaymış AVM de pull and bear dan ucuz yollu bir iki bir şey çözüldü, sevinçliyiz.

Gereksiz avm ziyaretinin ardından artık otele doğru yol alıyoruz. Otele geçmeden önce yine bir köfte gömüyoruz tabiki. Ahh sen nasıl bir şeysin ya.. Yorgunluktan geberen bir arkadaşımızı otelde bırakıp, otelin hemen altındaki mekanlara düşüyoruz.

Gece yürüyüşüyle şehri noktalamadan önce Sonsuzluk Ateşi ni keşfediyoruz. Mareşal Tito ve Ferhadiye caddelerinin kesiştiği noktada yer alan Sonsuz Ateş, II. Dünya Savaşı’nda ölenlerin anısına kentin Nazi ve Hırvat işgalinden kurtuluşunun birinci yıl dönümünde açılmış. 1946 yılından beri adına uygun şekilde yanmaya devam eden ateş sadece Sırp saldırıları sırasında yakıt sıkıntısı yaşandığı için sönmüş. Allah söndürmesin canım.

Bu arada burada 1 gece kalacaktık. Şehri bitiremeyiş ve yola çıkamayacak olmamızın şerefine 1 gece daha konaklıyoruz güzelim Sarajevo’da. İkinci sabahımıza uyandığımızda da gözümüzü meşhur bir diğer börekçi olan Sac Buregdzinka da açıyoruz. Burda da böreklere ve özlenen çaya kavuşuyoruz. İlk gün yediğimiz börekçi daha güzeldi yeaa diyip mekandan ayrılıyoruz.

Mmmm

Son olarak dün ziyaret edemediğimiz harika 2 noktaya uğruyoruz. Hemen araya girip bi cafe tavsiyesi. Merkeze çok yakın bir konumda Tesla Cafe var. Bu tavsiye storyci gardeşlerim için yani foto atıp devam ediyoruz, şakalı foto..evet.

Bu noktalardan birincisi Milli Kütüphane (Vijecnica). Uğrayacağımız ikinci nokta olan Latin Köprüsü’nün tam karşısında yer alan Milli Kütüphane’nin binası, kentin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun yönetiminde olduğu 1896 yılında belediye binası olarak kullanılmaya başlanmış. Gezginillaların Saraybosna gezilecek yerler listelerinin vazgeçilmezi haline getiren en büyük ayrıntı da suikastından hemen önce Franz Ferdinand’ı ağırlamış olması. Hani şu savaş başlatan Ferdi. Mimarisinde Osmanlı esintileri taşıyan bina, 1949’de kütüphaneye dönüştürülerek halkın kullanımına açılmış. Bosna Savaşı başlamadan önce kütüphanenin envanterinde 2 milyona yakın kitap bulunuyormuş. Ancak 1992 yılında Sırplar’ın gerçekleştirdiği saldırı sırasında bu kitaplarla birlikte tüm bina yakılarak kullanılamaz hale getirilmiş. Yatçak yeriniz yok be.

Bir de renklerinin sarı kırmızı oluşu halkın gönlünde taht kurmasına yetmiş 😛 Ayrıca içimizdeki Milli Kütüphane aşkı da bambaşka. Ankara Milli’ye selamlar..

Kütüphaneye bak

Diğer noktamız iste az önce bahsettiğim 1914’te I. Dünya Savaşı’nın fitilini ateşleyen Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand ve eşinin öldürülmesine sahne olan Latin Köprüsü (Latinska ćuprija). Muazzam bi nokta değil mi ya? Bilgi de efsane. Biz çok etkilendik bu köprüde. Galiba Uluslararası İlişkiler okudular, ondan bu kadar etkilendiler. Miljacka Nehri’nin üzerinde bulunan Latin Köprüsü, ilk olarak 1541 yılında Širmed oğlu Hüseyin’in gözetiminde inşa edilmiş. Köprü, 1791’de meydana gelen sel felaketinde ağır hasar alınca Ali Ajni Bey’in isteğiyle aslına uygun olarak yenilenmiş. Köprüyle kütüphane karşı karşıya. Ona göre yani.

Of yazı yine çok uzadı ama napiim. Bu kısaltılmış hali. Umarım faydası olur. Biz artık ufaktan Bosna’dan ayrılıyoruz. Herkes kendine çok iyi baksın!

Özeting;

Başçarşı (Baščaršija)

Sebil (Sebilj)

Latin Köprüsü (Latinska ćuprija)

Gazi Hüsrev Bey Camii (Begova džamija)

Milli Kütüphane (Vijecnica) *

Saraybosna Katedrali (Katedrala Srca Isusova)

Sonsuz Ateş (Vjecna Vatra)

Morica Han

Saat Kulesi (Sahat Kula)

Ferhadiye Caddesi

Bakırcılar Çarşısı (Kazandziluk)

(Saydığım tüm noktalar birbirine çok yakın. Yürüyerek hepsi okeyy)

Ahaha bitiremedi 🤦🏽‍♂️ Bir de mola kısımları var yine Bosna Hersek kısmı içinde fakat yazı o kadar uzadı kii, Sırbistan kısmında değineceğimm. Hadi sa

Bonuss video

Kotor / Karadağ Gezi Notları

Iııı aaerkaaşlar mmmmeraba. Kotor’dayız. Adriyatik de yüzmeyee geldiksjsjs. Geçen sene güzel saçmalamıştık Türkiye kıyılarında story atarken. Hattaa mekan davetleri almıştık burda da mmmeraba der misiniz diye.Harcanıyoruz tabiki herkes gibii.

Evet şey Budva’dan sonra Kotor’a gectik tabii. Bu arada bu yazıyı Burhaniye Pelitköydeki yazlığımızın terasında yazıyorum. İnanılmaz da bir rüzgar var. Telefon elimden uçacak ya! Neyseki sunset gibi falan güzel şeyler de var karşımda. Ha bi de şey niğde gazozu. Hatta az önce şu şekil bir story attım.

Biz 3 kişiydik. Ben keyfim ve kahdkdkdk

Neysee konumuza dönersek Kotor çok gizel arkadaşlar baya bayaa güzel. Nereden başlasam nasıl anlatsam bilemiyoruumm( melek mosso-kedi sarkisi girisi)

Bu arada yazımız Kotor ağırlıklı fakat Kotor dışında diğer körfez noktaları da gezildi. Onlara da değinildi. Yani sadece Kotor’u gezerseniz peynirsiz karpuz gibi eksik kalırsınız ben size diyim. Zaten aşşada kavuşacaksınız diğer muazzam körfez noktalarına.

Pek ilginizi çekmez ama, Kotor 1917 yılından itibaren UNESCO Dunya Kultur Mirası Listesinde yer alan harika bir lokasyon. Kotor’u tarih boyunca çeşitli medeniyetler yönetmiş ama en etkilisi caağnım Venedikliler olmuş. Ahh sene 2015 Venedikteyizz yani her yer kanal, asvalt falan yokdjdjd.

Arkadaşlar mmmeraba, kanalıma hoşgeldiniz. Venice 2015❤

Kotor’un efsane mimarisini de Venedikliler inşa etmiş. Nasıl da estetiksiniz ya..

Ayşe pabucu yarım çık dışarıyaa

Maps.me uygulamasına kalacagimiz otel olan Dukič Apartments‘ı yazdık. Yine şurdan kalacağımız yeri ayarladık. Siz de şurdandan ayarlarsanız toplam konaklama tutarının %10 unu iade alıyorsunuz. Güzeel kimse kimseye vermez🙃 neyse efendim, Kral bizi lönk diye otelin önüne düşürdü. Akşam 8 gibi falan geldik. Otel tam şeyde ya işte old townın ana girişi değil de yan girişinde hemen sağda.

Konakladigimiz yer sayesinde old town bu tatli girisini de kesfediyoruz. Suyun rengi no filter. Zehirli su, timsahlar geziyorjdjd.

Şans eseri Kotordaki ücretsiz olan tek park yerine aracımız park ettik. 5 kişilik park yeri var belirttigim giriste. İyi olan kazansın. Sonra check in islemleri icin resepsiyona geçtik. Dünya tatlısı bir hanfendi işlemlerimizi halletti. 2 gece için 3 kişi toplam 79€ ödedik. İnandırcı olsun diye küsürlü yazıyorum (Sonra o 3 gece oldu) Ödemeyi yaptık bize Kotor’un haritasını verdi. Gezilecek yerleri işaretliyo, otoparkları anlatıyo falan. Ne kadar tatlısın ya. Anlatmasa kim ne diyebilir? 🙂 Anahtarlari aldık. Kalacağımız yer resepsiyonun 3 bina yanında, bizi oraya götürdü vedalaştık. Oda gayet başarılı. Bizden ayrı 1 oda daha var ve 1 banyo, 1 mutfak var ortak kullanımlı. Mutfak da baya minnoş. Banyo da temiz güzel fakat tek sıkıntısı akşama doğru sıcak su yerini soguk suya bırakıyor. Sabah kahvaltılarımızı, cornflakeslerimizi falan mutfakta yedik, baya temiz her yer.

Odaya yerleştikten sonra duşlarımızı alıp kendimizi Kotor sokaklarına attık. Akşam 10 gibi falan taş sokakların arasında canlı müzik yapılan yerlerin arasında bulduk kendimizi. Harika bir müzik yapılıyordu, şaşırdık bayaa, çok hoşumuza gitti. Akdeniiiz akşamlarııı tırtlığından spotify top 50’ye geçmenin mutluluğuyla..

Ohannes çaldınız ya ❤

Canlı müziğin ardından küçük ama aşırı kalabalık, piyasa bi mekana düştük cocktail bar. Güzel müzik yapılıyor. Burdan sonra da Kotor’un sanırım tek gece klubu olan Maximus’a geçtik. Burası da fena değildi kalabalık ve keko/seri köz tayfasız mekan görmeyeli uzun zaman olmuş.

Sokaklar hep bu şekilli. Hasretiz ya şu güzelliklere..

Hayat Maximus daaa

Evet geceyi bu sekilde noktaladik. 2 gece sonra ilk defa gece hayatina düştük(liar). Ozlenmis arkadas!

Sonraki Sabah Tiran’dan aldigimiz kahvaltiliklara düştük ben de süt almaya çıktım cornflakeslerimiz için. Zencilerim icin. O sirada da annemleri aradim whatsapptan netimiz var hanii. Canım anam. Bide yurtďışında market gezmeyi çok sevdiğimi söylemiş miydim? Tabii etiketler euro ya dönünce ince bir üzgünlük hakim oluyo ama emaan 3e bölcez zaten yeaa diyip mutlu olunuyor. Mesela ceza yedik park yeri cezasi 10 euro. Uzulmedik cunku 3 e bolduk. Beyin bedavaa. Kahvaltilarimizi dusuk butceli halledip disari ciktik. 3 gundur kahve aşeriyoruz. Gece canli muzik yapilan yerde kahve icmek icin oturduk. Old winery adlı mekan. Latte kaç biliyo musunuz 4€ (4×6,40) neyse tatlı tatlı lattemizi yudumlayıp yola koyulduk. Şimdi çoğu yerde Kotor anlatılıp geçilmiş lakin etrafındaki güzelliklerden bahsedilmemiş. Yani bir Kotor körfezi var ki böyle bir şey yok. Bir de bloggerız gezginiz diye takılıyonuzsjsjs. Tabi leş turlarla gelirseniz Kotorda turlayıp dönüyosunuz. Araba nimetiyleyseniz eğer körfezi didik didik geziyorsunuz. Gerçi vizyon yoksa yine gezmiyosunuzsjdjd. Körfez şu şekil;

Şiir gibi bir harita

Şimdii şu körfezi bitirmeyen çok şey kaybeder şimdiden söyliyim. Planlar Kotor ile sınırlı kalmamalı. Biz Kotor’dan başlayıp sırasıyla;

Tivat

Herceg Novi

Perast

Dobrota

Ve tekrar Kotor, turlayıp geldik 1 gün içinde. Hepsi birbirine 10 15 km falan uzaklıkta. Relax beybi.

İlk olarak Tivat’tan başladık. Burada otopark parası vermemek bizi aşırı mutlu etti. Aracımızı park edip sahil yolundan yürüyerek waikiki beach e geldik. Hayat sanaa vaykikii vay vaay yaptık tabiiki hep bir ağızdan. Mekan baya geniş. Hepinize yetecek kadar şezlong, masa var. Biz tabiki havlularla masaya çöreklenip öyle girdik denize. Şezlonglara para vermek kaldı mı ya 2-3 saat için! Burdaki kumlu tek beach ve harika! Insanlar yürüdüğümüz yoldaki sahilden de denize giriyordu fakat betondan giriyorlar merdiven yardımıyla.

Tivat sahillerinde nutella şoku
Jelena, burdaysan el salla 😍

Buraların doğası muazzam. Denizin hemen arkasındaki yeşilliğe bakar mısınız? Şehirlerin dokusu asla bozulmamış. Leş gibi otelleri yazlıkları bindirmemişler dağın eteklerine. Bayıla bayıla körfezdeki diğer durağımız olan Herceg Novi‘ye geçiyoruz.

Tivat sahilleri/hayat sana vaykiki vayvay beach

Herceg Novi’ye geçişimiz arabayla feribot ile oluyor. Bunu deneyimlemek de oldukça güzeldi. Geçiş biletlerimizi alıp feribota dizildik. Valla bileti de unuttum 10 15 euro bir şeydi sanırım Yaklaşık 20 dakika sonra karşıya geçtik.

Trafikk vibes

Feribotta etrafı izlerken yanımda bi kadın gördüm. Sol omzundaki dövme oldukça dikkatimi çekti. Mecbur yaklaştım görmek için napabilirimm. Yaklaştığımda da şok oğlu şok oldum. Kadın Bodrum’un haritasını omzuna dövme yaptırmış. Bodrum’ u bu kadar seviyo muyuz ya? İnanılmaz. Adriyatik üzerindeyiz ve Bodrum haritalı bir abla. Ben de Angara ve ilçelerini yaptırcamsjsjdj. Rusmuş. Tabi hoca durur mu. I like your tattoo diye yapıştırdı ablaya hemen. Sonra where r u fromlar falan. Abla bodrum’da yaşıyormuş. Sonra bize eşini de gösterdi eşi de Türk 🙂 abimizi de tebrik ettik baya gurur verici bir olay. Sonra fotograf cekmek icin izin istedim of course dedi. Bayrakları astık.

Bayrak astıran dövme 🙂 Kral hareket be 🇹🇷

Artık Herceg Novi’ye gelmiş bulunuyoruz. Yine efsane manzaralar eşliğinde kıyıda yürüyüşe başladık. Aracı yukarda saatlik 1€ olan otoparka biraktik. Donuste park cezası yiyeceginden habersiz olarak uzun bir merdiven inişinin ardından Herceg Novi sahiline düştük. Burda yaklaşık 1 saat kadar adımladık fotiler çekindik.

Herceg Novi, bebegim oldun daha ilk günden?

Burayı da gezdikten sonra son durağımız olan Perast’a doğru yola koyulacaktık kii aracın sileceğinde dikdörtgen bir fatura ile karşılaştık. Ben tabi şey ‘kanka kızın biri telini bırakmış yinedjdjdj’ dedim. Aman tanrım yoksa ceza mı yemiştikdjdjd. Biz geldiğimizde 2 saatlik fiş aldık makineye 2€ attık. Ama sanki ilk kez araba park ediyormuş gibi otopark fişini de cebimize atmışız yani şey ben atmışım, bilememişim 😦 otoparkçı abla da o fişi arabanın önünde göremeyince durur muu yapıştırmış 10€ cezayı. Amaan başımızın gözümüzün sadakası olsun diyip yola devam ettik(ödemediler). Çünkü bizi nerden bulacaklardı ahahah. Ülkeden çıkarken bi ihtimal sistemden çıkar belki diye düşündük (hahaa çıkmadıı)

Arabayı park ettigimiz yerden Herceg Novi bebegi

Artık inceden hava kararıyordu. Körfezdeki son durağımız ve yemek yiyeceğimiz Dobrota’dan önceki son durağımız olan Perast’a geldik. Girişte kocaman bir otopark var. Otopark ucreti 10€. Hava da kararmisti. Severler yaa diyip park etmedik. Ahahah seviyorum bu ekibi ya. Kanka 40 yilda bi geldik otoparka 10 avro verelim diyen 1 arkim yok cok sukurdkdkd. Perast’a da girmedik. Soyguncu musunuz kardesimdkdkd. Diger gün sürat teknemizle Perast’a yanastik hayirdirr yani.

Dobrota da yemek yiyecegimiz yere geldik aksam 8 gibi fakatt mekan çakılı hiç yer yok. Bizevdeyokuz hesabinin tavsiyesiyle geldik, Duyguevdeyok’un selamını söyledik , rez. yaptirin demislerdi ama unuttuk tabi yaptirmadik. Diger gune biraktik o isi de cunku manzarasi efsane, yemekleri muazzam.

Tekrar old town a otelimize döndüğümüzde aracimizi bu sefer parali otoparka park ettik saati 1€ olan. Kotor old townda da dilim pizzacilar meshurmus, burdan da ucuz yollu pizza cozecegizdjdjd. Mekanin adı Pronto Pizza. Old Town’ın hemen icinde. Budva’daki dilim pizza lezzeti burda da devam ediyor asirii lezzetli. Yemegi de yedikten sonra tekrar Kotor gecelerine düşüldü.. Ben o sıra bir Tivat’a gidip geldim isim vardidkdkd🧡. Geldiğimde gece 3 gibiydi, ekip de uyumuştu. Uyku tutmadı, ben de yine maximus’un yolunu tuttum. İçerde ünlü bi ablamız Sırpça pop şarkılar söylüyordu. Sanırım Karadağ’ın Demer Akalın’ı 🙂 Bilenler yeşillendirsin.

Tek tabancayımdır

Kotor’da 3.günümüze uyandık. Rez. 2 gece için yapmıştık fakat yetmedii Kotor ha ri ka. Ama turla gelirseniz 2 saat sürüyokddjdk. Hemen gidip 1 gece daha kalmak için görüştük. Şansımıza odamız boştu. Bir gece için 40€ daha ödedik.

Körfezde tekne gezintisi yapmak için Kotor’un ana girişinin karşısındaki tekne kiralama yerlerine gittik. Orda da tabiiki ince bir pazarlık sonrasında teknemizi tuttuk. Satan kız dedi ki neymişsiniz yaadjdjd. 1 saat falan sürüyor tur. Perast’ta duruyo 20dk falan(otopark parası vermedigimiz yerdkdkk) ve de bir tane ada var orda duruyo. Neyse teknemiz geldi biz şok. Bayaa sürat teknesi ve 7-8 kişilik falan. Biz sanıyoruz ki bu 60 70 kisilik olanlar gelecek.

Possible..
Küstahh

Muazzam manzaralar eşliğinde yapay bir ada olduğu söylenen ; Our Lady of Rocks adası. Tekne buraya da getiriyor.

Our Lady of Rock Adası
Rönesans

Adada 15 dakika falan turluyoruz, o sırada tanesi 2.5€ olan magnumlarımıza uzanıyoruz. 15 liraya magnum keyff.

Adadan sonra uğradığımız diğer nokta da körfezin bir diğer bebeği Perast oluyor. Bi seyyardan leş gibi sandviç yedik burda. Kötü şeyler de oluyordkdkd. Kilisenin önünde satıyo, bulaşmayın. Burda da 20 dakika civarı adımladıktan sonra artık Kotor’a geri dönüyoruz.

Perast

Kotor’a döndükten sonra kendimizi Adriyatik’in serin suların atmak için sabırsızlanıyoruz. Su gerçekten soğuk miss. Bu körfezde yüzmek bir harikaa dostum!

Denizin ardından dün yer bulamadığımız mekana doğru yol alıyoruz. Tabii gitmeden önce teknede rez. yaptırdık, şu şekil ahahha;

Güzel ama ingiliççe

Rez yaptırırken deniz kenarı istedigimi soyledim fakat oraların dolu oldugunu soyledi. It is okeey diyerek de durumu kabullenmistik fakaat o da nee! Mekana geldik kral bizi deniz kenarına aldı direk caart diyee. Ankara’dan geliyoruz diyince dayanamadı tabii. Siz nası bi kralsınız ya..

Seninle şöyle..

Çok güzel seefoodlar yenildi kaliteli rozelar içildi. Mekanın ismi KonobaPortun. Dobrota bölgesinde. Instagramda fotografimizi falan likeladılar 🙂 Hizmet,guler yuzlu personel,yemekler,lezzetler her sey 10 numara. Harika bir aksam gecirdik.

Banumuzun kadrajından
He knows Ankara by the way 🙂

Yemek sonrasında artık otelimize geçiyoruz. Çünkü sabah erkenden kalkıp Kotor’daki son aktivitemiz olan Kotor Kalesine çıkacağız. 1300 basamak diyollar düşman başına..

Sabah ilk kez saatler kuruldu. Tam 8 de otelden çıkış yaptık. Esyalarimizi araca yukledik ve zorlu tirmanisa artik hazirdik. Kotor denilince akillara gelen ilk gelen iste o harika mazaraya 1300 basamak sonrasinda ulasiliyor, oraya cikacagiz!

Numaramızı değiştirmedik. Hala 10 numarayız 🤪

Yine bizevdeyokuz krallarının tavsiyesiyle sabah 9dan önce tırmanışa başlıyoruz. Cunkuu kaleye cikis parali. 8€ tek kisi. Valla guzel para. Biz erken kalkmamiz sayesinde 24€ yu cebimizde tutmanin mutluluguyla adimlari ikise ikiser cikiyoruzsksjd. Saat 11 gibi indigimizde giriste saglam bi sira vardi ve insanlar 8 avrolarini oduyordu pasa pasa. Erken cikmanin bir diger avantaji da golge olmasi. Sabah cikmayacaksaniz hic cikmayin yani 🙂 1300 basamak gercekten zorlu geciyor. Mola vere vere zirveye ulasiyoruz. Manzara akillara durgunluk verecek olcude muazzam. Insanin basini döndürüyo. Bir Empire State Building degil tabi amaa(work and travel vibes) top 5 manzarama girdi bile!

No monday syndrom

Yaklasik 1 saat falan zirvede takildik. Harika fotograflar cektik. Tabii dinlendik de. 1300 basamak sonuna kadar degiyor. Sakın pes edip dönmeyin yanarsınnn..

Tisortler su gibi olmusur..
Aynı pozu gecen sene aynı tarihte Datça’da vermişim. Ondan tarih ekledim.Seviyoruz bu manzarayıı
İşte buu Datça/Palamutbükü. 22 Temmuz 2018

Vee Kotor’dan ayrılma vakti. Of yazı çok uzun oldu ama olsundu. 11 günlük Balkan Turumuzun en beğendiğimiz kısmı bu harika 4 gün oldu. 2 gece konaklama düşünmüştük fakat 4 gün sonrasında kopabildik bu tatlı şehirden.. işte bu yüzden kalcak yerleri önceden ayarlayıp güzellikleri kaçırmayınız diyor Karadağ sayfasını kapatıyorum. Next station: Bosna Hersek/Mostar Köprüsü!

Hicbir yerde yayinlanmaya O videosjsjsjsj. BYE

Kotor özeting

Old town da sokakları boş beleş gez(klise,saat kulesi müze vs hepsini görcen saymaya gerek yok onları 🙂

Kotor Tepesine çık. 1300 basamak. Yanii Çıkmalısın. Ha ri ka.

Tekne turu yap.ama süratdjdj

Pronto pizza dan ucuz yollu dilim pizzaya düş. 2.5€

Old townun hemen ilerisinde denize girip muaazzam manzara eşliğinde rahatla çünkü aşırı sıcak!

Budva / Karadağ Gezi Notları

Şimdi yaşananlara geçmeden önce ince bi Karadağ girizgahı yapılır bence. Yaşananlar yalnızafsgs. Karadağ’ da Orta Çağ dokusu inanılmaz derecede korunmuş, insanı büyülüyor gerçekten. Ülkenin nüfusu sadece 620 binmiş, şaşırtıcı. Karadağ’ın başkenti Podgorica. İnternette ufak bir araştırma yapıldığında başkentin b’si geçmiyor denilebilir. Varsa yoksa Kotor, Budva! Bu başkent çok tanıdık geldi bana ama neyse.. Ülkeyi oluşturan temel yapı taşları Budva ve Kotor olmuş. Budva şehrinin kalbinde, dokusu olduğu gibi korunmuş Orta Çağ surları arasında gizlenmiş Stari Grad (old town) yer alıyor. Budva Karadağ’ın Miamisi Atilla’ nın bebeğisi olarak anılıyor. Masmavi Adriyatik Denizi kıyısında, eski şehrin tarihi dokusunun içerisinde Budva’da bulunmak gerçekten enfes hissettiriyor. İnsana sankii Ortaçağda yolculuğa çıkılmış gibi hissettiriyor burası. Karadağ’ın en popüler şehri Budva fakat biz en çok Kotor’u beğendik. Çünkü cağnım Kotor. Hatta şöyle söylersem işin boyutu ortaya çıkar. Budva da 1 gece, Kotor da 3 gece konakladık. Deniz, kum, güneşçiler için muazzam yerler, hele ki benim gibi Türkiye kıyılarından sıkılanlar için harika bir alternatif. Duyar kasacak bir durum da yok. Sıkıldık kardeşim. Farklılıklar, yenilikler gerek. Tamam bizim kıyılarımız cennet, bir numaraa, blup blup falan ama sıkılındı be, insan değişiklik istiyo yani ben. Her sene aynı otelde tatil yapan insanlar var ya. Hay allam.

En guzel Budva manzaralari icin yukari kaydirin

Şimdi Budva şehri, çevresinde 8’i mavi bayraklı olmak üzere toplamda 30’dan fazla plajı barındırıyormuş. İyi hoş da bizim vaktimiz yok o kadar. Görülmesi gereken 4 ülke falan daha var önümüzde. Nokta atışı 2 adet beach de takılıp yola devam babalar. Bir de zaten deniz kum güneş eyvallah can çekiyo istiyo bide Ankaralılıquelik var ama eskisi gibi saatlerce beachte oturmalar takılmalar falan da bitti ya. Sıkıyo, mutlu etmiyo. Hele ki yurtdışındayken falan bir yerde 2 saatten fazla bulunmak günah bence. Keşfedilmesi, denenmesi gereken bir sürüü şeyler, yerler var. Takıldığımız beachlerden aşağıda bahsedeceğim. Nerde kalmıştık ya?

Budva’da Falcao haberini almışımdır

Yorucu, tek şeritli, bozuklu bir gece yolculuğunun ardından gece saat 2 sularında Karadağ sınır kapısına ulaştık. Rozafa Kalesinden Budva 85 km sürüyor ama kısa göründüğüne bakmayın yollar çetin.. Sınır kapısı bomboştu tek araç bizdik. Zaten sınır olduğunu bile anlamıyorsunuz 3 tane prefabrik karşılıyor o kadar. Bunun şaşkınlığını yaşarken yaşlı bir polis bey araca yaklaşıp kendine has diliyle bir şeyler söyledi, biraz da sinirli bir şekilde. Ülkede 5 dil konuşuluyormuş. Karadağca dili kentin resmi dili, bunun dışında konuşulan diller de Sırpça, Boşnakça, Arnavutça ve Hırvatça. Acaba hangi dilden bize sinirlendishshsh. Neyse biz tabi anlamadık pasaportları uzattık. Polis bey tekrar gerildi ve bağırarak bir şeyler daha söyledi. Dedik heralde ruhsat falan soruyo. Araçla alakalı bütün belgeleri verdik abimiz hala gergin. Arabanın içinde biz de gerildik. Bu ne diyo olum falan derken polis arabanın tavanına 3 4 kez ottoooo otoo diyerek bağırdı. Napıyon ya deli? Polis bey asla İngilizce bilmiyor, asla anlaşamıyoruz. Sonra aklımıza ehliyet geldi onu da verdik ve iş çözüldü. Adam akıllı anlatsana kardeşim niye bizi geriyosun gecenin bir vakti. Sanki biz sürekli ülke değiştiriyoruz, Karadağ’a girip çıkıyoruz hayret bişe. Bu 15 dakikalık gerginliğin ardından pasaportlarımıza damgaları bastırarak sınır kapısından geçip Budva’ ya doğru yol alıyoruz. Bu arada sınır geçişlerinde yaşadığımız tek sıkıntılı olay buydu. Onun dışında herhangi bir gerginlik yaşamadık. Tabii artık tecrübeliydik!

Ufak tefek turistlikler 😜

Yolun durumu Budva’ya yaklaştıkça düzelmeye başladı. En azından güzel bi asvalta kavuşabildik! Gece saat 3 gibi Budva’da konaklayacağımız! yere en yakın olan noktaya aracımızı çektik.

Odadan Hostel Michel Manzarası. Hostelde kalabilen tek arkaaşımızdan gelen foti.

Bu arada Budva konaklamamızı da Tiran’dan ayrıldığımız sabah hostelde 1 gece konaklamalı olarak booking sitesi üzerinden ayarladık. (Bu link üzerinden konaklama yaparsanız eğer %10 tutarında da toplam konaklama tutarınızın iadesini alıyorsunuz) Kalacağımız yer (ve kalamayacağımızshdhdh) Budva Old Town’ın içinde Hostel Michel adlı yer. Tek gece 3 kişi için 45 euro tuttu. Şöyle bir sıkıntı yaşadık. Siz yaşamayın diye paylaşıyorum. Galibaa koca yürekli. Tabi heycanlıyız yeni yerler keşfediyoruz, aşırı mutluyuz, anı yaşıyoruz falan.. Kimsenin aklına ‘ gardeşim şimdi otele geç gidicez en azından adamları arayalım da odaları vermesinler, madur olmayalım ‘ gelmiyor. Aracı park ettik ki bu da epey sıkıntılı ondan da bahsedicem. Otelin önüne geldiğimizde girişte bi abimiz demleniyordu. Tabi oraya gelirken de Türkçe konuşuyoruz, biraz da şaşkınız bu saatte kimi bulucaz falan derken girişteki abi bizi duydu gelin gelin dedi. Biz şok tabi. Otelin sahibi Sırpmış ve otelin idaresini de Türk abimize bırakmış. Biraz söylendi tabi bu saatte mi gelinir genşler falan. Tabii Rozafa Kalesinde güneş batırmadı konuşuyoo. Sağ olsun bizimle baya ilgilendi fakat 3 kişilik yer olmadığını, 2 kişiyi yatırabileceğini, 1 kişiyi de kendi yattığı yerdeki 2 kanepenin birinde temiz çarşaflar eşliğinde yatırabileceğini söyledi. Pardonn!? Gösterdiği yerde uyumak imkansız, in mi cin mi güvenli mi kapı açık falan hiç içimize sinmedi tabiki. Kız arkadaşımızı odaya yerleştirdik ve onun 15 eurosunu verdik. Diğer arkadaşımla bi şekilde biyerde uyuruz yeaa zaten saat de 4 olmuş diyerek hızlı adımlarla arabaya doğru yürüdük. Bu geceyi arabada geçirebileceğimizi konuştuk. Sedan araba sonuçtasdsds. Aracı bıraktığımız yer paralı otopark, saati 1 euro. Ama şey gece 12’den sabah 7’ye kadar ücretsiz. Tabi biz yine cesaret edemedik, içinde uyurken çekici gelir falanshshs. Sonra kafada netleşti şehirde neden bu kadar taksi olduğu. Araçla gelmiyor insanlar Budva’ya. Paralı olsa bile akşam park yerleri fullmüş. Ordan uzaklaşıp ücretsiz bir park yeri bulduk. Budva’nın biraz dışında, koltuklarımızı da sona kadar yatırdık ve 2 – 3 saatlik bir uykuyla sabah 7 sularında uyandık. Ve bu sayede de 30 avro kazandıkasdsadsa. Uyanır uyanmaz araç için uygun bir park yeri arayışına giriştik. Abartmıyorum yaklaşık 1 saat otopark aradık. Otopark var ama saatlik 1 euro olanlarda yer yok, diğer boş olanların da saati 2 euro oldu canım. Arabada uyuyan çocuklar verir mi saati 2 euroya. Akşama kadar Budva’da olacağız sonuçta. Bir de tatilimizin daha 2. Günü, para lazımafhfjf. Sıcakta dolana dolana günlüğü sadece 5 euro olan bir yer bulduk, ağacın altına arabamızı çektik. Otoparkın tam karşısında bir cafe var. Otoparkı işletenler de onlar. Bagajda yatan kahvaltılıkları çıkararak güzel bir kahvaltı yaptık.

Hiçbir yerde yayınlanmayan Kahvaltı görüntüleri!!1!

Cafenin adı Tabu Ultra Lounge. Bahçelideki Tabu cafeye selam olsun. Bu cafeden de baya bi faydalandık. Allah razı olsun babalar. WC olsun, wifi hizmeti olsun. Budva’ya gelecekseniz eğer aracınızı direk bu mekanın karşısına çekin. Burdan Budva sahilleri 15-20 dakika falan yürüyerek. Cafeye sim kart nerden alabiliriz sorusunu yönelttik ve tam çaprazdaki büfeyi gösterdi. Büfeden sadece ama sadece 5 euroya vodafone un turist paketini aldık. Camında da broşürü var bu hattın. Ve inanamayacaksınız 5 euroya 500.000 mb internet aldık ( evet beş yüz bin). Kullanım süresi 15 gün. Burda internet almak elzemdi. Çünkü burdan Kotor’a geçecektik ve en az 3-4 günümüz Karadağ’da geçecekti. Karadağ sen nasıl bi bebeksin ya 5 euroya bu hizmet.. Nasip et befdfsf.. Hattı kullanıma açmak bir tık zor. Cafedeki krallar sayesinde o işimizi de çözdük. O işi de hallettikten sonra size kahve içmeye geleceğiz dedimdsadas.

Bu sırada bebekler gibi uyuyan diğer arkadaşımız da ( gerçi hostel pisti falan dedi ama bilmiyorum galiba iyi hissedelim diye çünkü hostelin puanı 7.2 fenaa değil)  bize katıldı, kahvaltısını yaptı, mayolarımızı giydik ve Tabu cafeye kahve içmeye düştük. Sözünün eri vibes. Ordan sahile doğru yol aldık. Yukarda belirttiğim gibi 30’a yakın sahili var buranın. Biz tercihimizi şezlongsuz bir beachten yana kullandık. 1 2 saat duracagız baba ne şezlongu? Bizim gibi takılan, havlularını serip güneşlenen insanların da var olduğunu görmek güzeldassd. Denize girdiğimiz yer Stari Grad’dan Park Hotel’e uzanan, Budva merkezdeki, 1600 metre uzunluğundaki Slovenska Plajı. Plaj adını 1900’lü yılların başında tatillerini burada geçirmeyi tercih eden Slovenyalılardan almış. İlerde tatilini Budva da geçirmeyi seven Macitilla Plajı olamaz mıı olabilirdkdjd. Bu Kum plaj şehrin tam merkezinde olması sebebiyle, denize girmek için çok iyi bir konumda yer alıyor. Plajda ortalama 2 şezlong+Şemsiye 10 euro civarında ve onlarca mekan var. Biz az süre geçireceğimizden havlularımızın üstüne yayılacağımız bir yer bulup orada 2-3 saat takıldık yüzdük falan. Plajın hemen arkasında da büfeler var. Ordan da içecek yiyecek ihtiyacınızı karşılayabiliyorsunuz. Şunu söylemeden geçmeyeyim Budva’nın suyu bayaa soğuktu. Gerçi ben Ayvalık’ta yazlıkçı takılan bir bey olarak soğuk seviyorum ama diğer arkaaşlar baya zor girdiler denize. Merkezdeki beachten kalkıp old townun hemen dibinde yer alan diğer beach e geldik. Burası da Mogren Plajı. Mogren bir harikaa.. Buraya geçmeden önce ne yedik içtik ondan da bahsedeyim. Aç gezmiyoz arkadaşlar canınız çekmesin diye çok yazmıyorumadsad. Old town da tatlış mı tatlış dilim pizzacılar var ve inanılmaz lezzetli. Bir dilim pizza ve coca cola sadece 2.5 euro ve doyurucu bir dilim.

Restoranlarda falan kek gibi 15 20 euroya yemek yemeyin. Biz fakir degiliz diyosanız da eyv..

Yummyyy

Daha görülecek çok yer vaar. Elimizde pizzayla Mogren Plajına düştük. Buraya bayıldık çünkü sağımızda yeşille bezenmiş dağ manzarası var solumuzda ise Orta çağ mimarisi.. Burda da 2-3 tane şezlonglu şeyli mekan var fakat biz tabiki tercihimizi havlulara yaslanmaktan yana kullandık. Plajın yaklaşık 3te 1i bu şekilde ayrılmış. Valla kral hareket. Meşhur bi plaj diyip her yere mekanı şezlongu dayayın, nargileyi falan masalara kitleyin kardeşim. Leş gibi happy hourlar kerimcanlar falan gelsinfdafd. Yazarken midem bulandı ya ahaha. Seri köz tayfadan bir kişi mi olmaz ya. Çare Budva arkadaşlarfdfsdfs. Plaj gerçekten muazzam sanki orta çağda yüzmek için ışınlanmış gibi hissettiriyor insana.. Burda da 2-3 saat yüzdükten sonra Mogren Plajının sağından, dağın dibinden bir yol geçtiğini görüp oraya doğru yol aldık ve o taraftan efsane fotoğraflar çıkardık.

Burayı bitirdikten sonra old townda adımlayarak magnet vs. alışverişlerimizi bitirdik. Magnetler 3, 4 euro can yakıyordhsh.

Mogren im tuttu 😜

Budva’daki son rotamız dünyaaca ünlü Sveti Stefan Adası. Ada, 15. yüzyılda bir balıkçı köyü olarak kurulmuş. “Ada bu çok güzel” 1442’de Osmanlı’nın Balkanlara sürekli düzenlediği seferlerden korunmak için etrafını kale duvarları ile örmüşler. Örmeyin kardeşim ya Ottoman’un canı yok mu, denize girmesinler mi? Bugün otel olarak işletiliyor bu ada. Ada, Budva merkeze arabayla sadece 15 dakika mesafede. Budva yönünden gelirken çok hoş bir ormanın içinden geçiyorsunuz. Yol aşırı dar ve gidiş geliş olması ilginç o darlıkta.

Sveti Stefan Adası surlarla çevrili bir adacıkta kurulmuş lüks bir tatil yeri. Ana karaya kısa bir geçitle bağlı olan ada Karadağ’ın en ikonik manzaralarından birine sahip. İlk kez otele dönüştürüldüğü Yugoslav döneminde Sophia Loren, Elizabeth Taylor, Sylvester Stallone Richard Burton ve Macitilla gibi ünlüler kalmış. İçeri girip gezmeniz için otel müşterisi olmanız gerekiyor. Adaya giremesek de kapısından sağın solundan güzel fotiler çekindik. Adanın hemen karşısında da otopark var. 3-5 Euro karşılığında aracınızı oraya bırakıp ada çevresini turlayabilirsiniz. Adanın karayla bağlanan kısmının sağ ve sol taraflarında da denize girilebiliyor. Sağ taraftaki kısım ultra lüks bir plaj. Şezlong ücreti 100 euro idi. Aynen 100€.

Ahahah 😦
Altınkum plaji bile ucretsiz, sen 100 avro….

Diğer taraftaki plaj ise daha çok halk plajı tadında. Orda da denize girmek istedik lakin ki saat akşam 7 ye geliyordu. Kotora geçmemiz gerekiyordu. Bir otel faciası daha yaşayamazdık..

Budva gece hayatına da değinelim. Yani biz gece 3’te Budva’ ya geldiğimiz için bırakın gece hayatını yatçak yerimiz yoktudsada. Bi dolaşın bakın bize de haber verin iyi mi kötü mü..

Let’s go to the Kotor!

Tiran & İşkodra / Arnavutluk Gezi Notları

Balkan turu macerasına başladığımız ilk durak Arnavutluk başkenti Tiran. İlk durak oluşunun sebebini de Balkan Turu Planlama kısmında anlatmıştım. Güzel geri dönüşler olduu tşkler..(kimse dönmedi)

Adettendir

Şimdi tabii Tiran tarihiyle ilgili ince bi girizgah yapmadan olmaz diyiip; 1912 yılında Osmanlı egemenliğinden çıkan Tiran, Sırp ordusu tarafından işgal edilmişe bağlayalım. Sonra efendim 1920 yılında ülke bağımsızlığını kazanmış ve Tiran ülkenin başkenti olmuş. 2. Dünya Savaşından sonra Yugoslavya birliği içinde kaldığından Osmanlı’dan kalan eserlerin çoğu tahrip edilmiş olsa da, hala birçok Osmanlı eserine rastlanıyor ancak şehrin çehresini Yugoslav-Sovyet mimarisi oluşturuyor. Ayrıca İtalya’ya yakın olması sebebiyle de İtalyan etkisini görüyoruz. Mesela tüm kafelerde genel bir espresso çılgınlığı hakim veya restorantlarda pizza şov var diyebiliriz. Ayrıca Arnavutluk’un yaklaşık %70’i müslüman, %20’si katolik, kalan kısmı da ortodoks ve ateistlerden oluşuyormuş. Bilin kardeşim nolacakafsjsk. Son olarak da Arnavutluk’ta kullanılan para birimi LEK. Kur yaklaşık 1 Euro = 121 LEK şeklinde. ( temmuz 2019) Çal leke çal. Görünüşte paramız değerli görünüyo ama alakası yok. Hemen hemen her şey aynı fiyat. Bizim dikkatimizi çeken pringles çok ucuz 10 tane falan aldıkdjdjd.

Ottomaan is back,bitches

Bu bayık bilgiler ışığında en iyisi Tiran seyahatimize geçelim. Tiran havaalanına 2 saate yakın bir sürede indik yerel saatle 18:00 civarında(hep yerel saatlili bir cumle kurmak istemisimdir). Uçuş İstanbul’dan yaklaşık 2 saat sürüyor. Havaalanı zaten çok küçük. Pasaport kontrolünden çıkar çıkmaz sizi kiralama şirketlerinin ofisleri karşılıyor.

Araba kiralamadan önce hat mevzuuna da degineyim. Biz iner inmez degindik kendi aramızda ama almadık. Ne olacaksa olsun dedikdjdjd. 2 tane firma var vodafone ve yerel bir firma. Fiyat yaklaşık 60 tl falandı 5gb için fakat biz niyeyse almadık kafalar araç kiralamada çünkü. Bir de Tiran’da sadece 1 gün kalacağımızdan hat işine bulaşmadık. Niye almadıysak. 3’e bölündüğü için her şeyden alıyorduk çünkü. Yaklaşık 7-8 tane rent a car firması vardı. Hepsini tek tek gezmeye başladık. Çoğunda araba kalmamıştı! Önceden rez. yaptırmanız gerekiyodu falan denildi bize. Görüştüğümüz yerlerden de sadece 2 firma araç sağlayabileceğini söyledi. Firmaların birisi Avisti. Şöyle bir durum var, firma soruyor nereye gideceksiniz ne yapacaksınız? Biz de 11 günlük balkan planımızı anlatıyoruz ve yüzler düşüyor. Baya trip atıyo dayılar. Bizi sadece birkaç ülke ile sınırlandırıyorlar. Size ne kardeşim gezmeyelim mi ya ahahha. Avis sadece Opel Mokka aracı ile bu turu yapabileceğimizi söyledi. Fiyat olarak da günlük 60 euro + 15 euro da sigorta fiyatı söyledi. Yani günlük aracın maliyeti 75 euro ve daha benzin, yol geçiş ücretleri falan da yok içinde. Moraller baya bozuldu haliyle. Polo tarzı küçük araçları da var fakat o araçlarla çıkmaya izin vermiyorlar, ilginç. Ya sanane kardeşim cefasını da sefasını da biz çekicez. Şuraya amme hizmeti olarak havaalanındaki avisin telini bırakayım belki gelmeden ucuz yollu çözersiniz araba işini. Biz az kalsın Mokkayı alıyoduk. Moka moka mokkaaa ( +355 67 60 12 272 ) Diğer firma da Tiran’ın yerel bir firmasıydı. Adamda bayaa bi rent a carcı tipi vardı. Bildiniz o tipi. O da Accent blue marka aracı verebilirim dedi. Sigorta dahil 45 euroydu. Fiyat fena değildi fakat tipini tutmadığımız için orayı da es geçtik. Yolların çok kötü olduğu da kafamızın hep bir yerinde duruyor çünkü. Sigorta çok çok önemli, lütfen atlamayınız. İnternette biraz araştırmayla balkan yollarındaki sıkıntılara şahit olabilirsiniz.

Artık hava da kararıyordu. Günlük kiralama ücreti olan 75 euronun dayanılmaz hafifliği ve amaan zaten akşam oldu arabayla napçaz ki bu saatten sonraafdkdl diyerek araç kiralama işini yarına erteleyip, havaalanından çıkışa yöneldik. Havaş benzeri bir otobüs durağının yanına geçtik, havaalanı kapısının hemen karşısında. Tabii önce taksiciler başımıza üşüştü. Ayarladığımız hostelin adresini gösterdik 40-45 dolar bi fiyat söyledi koşarak uzaklaştık. Biz kek turist değiliz babaa. Otobüs durağına geldiğimizde de kişi başı yaklaşık 15 lira karşılığında merkeze gittiğini öğrendik ve otobüse bindik. Tabi böyle anlatıyorum da iletişim çok zor. Hat da almadık pahalı diye, netimiz de yok. Fakiriz galibaa. Otobüsçü abinin elinden telefonunu aldım. Bakıyo tabi yüzüme nabıyo bu deli diyedjdjd. İnternetten kendi hostelimizi bulacağımya bi dur Allahını seversen. Dayının telefonundan hostelin adresini yazdım durumu öyle ayıktılar yoksa mahalle falan bilinmiyor. Yani bizim elimizde booking.com dan yaptığımız rez. var fakat adresi çıkartamadılar. İlla telefonundan bakacak hay allam. Baya yardımcı oldu ama krallar, eyvallah.. Otobüs baya eski. Melih başganın Ankara’ya getirdiği klimalı Mercedeslerden eser yok. Bizim 90’lardaki otobüsler..

Tirana Streets

Otobüsün en ön koltuğuna dizildik. Şaşkın bir şekilde etrafı izliyoruz. Şehirde ilk dikkatimizi çeken şey her 10 arabanın 8 inin Mercedes olması. Ayrıca trafikte ince bi kaaos da söz konusu. Kaos severizsdads. Sonradan öğrendik ki bu araçlar 90’lı yıllarda ülke dışından çalıntı olarak getirilip burada satılan araçlarmış. Tiran’ın bitki örtüsü bayaa merce. Taksiler falan merce. Isil isil her yer her sanki merce

Otobusun en on koltugunda onlaynız

Yaklaşık yarım saatlik yolculuğun ardından otobüs bizi merkeze, İskender Bey Meydanına yaklaşık 5 dakikalık uzaklıktaki yere bıraktı. Gideceğimiz hostel de merkeze baya yakındı 1km civarı. Tabi konaklamalari hep merkeze yakın tutuyoruz, bu önemli. Bookingden arastirma yaparken filtrelerde merkeze yakinlik var ilk onu isaretliyoruz surdann; Booking.com (Üstelik bu linkten konaklamanızı yaparsanız eğer, toplam ödediğiniz tutarın %10 ‘u size geri iade ediliyor)

Meydana hazır gelmişken eşyalarımızla birlikte tabiki birkaç fotoğraf çekinip (yoksa cekilip mi) instaya düştük ;

İskender Bey Meydanı ve Atilla Bey. Hemen sag altta da minnos hanım.

Bu arada kalacak yerleri de tabiki önceden ayarlamadık. Spontane gezmek gibisi yok aklınızda olsun. Sadece Tiran uçuşundan 1 gece önce 1 gecelik Tiran rezervasyonu yapmıştım, ülkeye girerken sorulursa diye. Tiran’da tuttuğumuz yerin adı Sombra Hostel. Dombra da olurmuş ya ahahah. Merkeze yaklaşık 500m uzaklıkta ve booking puanı 9.8 muazzam bi oran. Evet yeni bir konuya geldik. Açın defterleri yazılı yoklama yapsjskdk. Booking sitesinde her yerin puanı var. 8 puanın altına düşmemenizi tavsiye ediyorum. Biz Belgrad da düştük biraz değişikti. Sana puanım 9 kanka olsun mottonuz her zaman. Oran, merkeze yakınlık ve temizlik olamazsa olmaz temel kriterimiz. Bu kriterlerin tamamı bu hostel tarafından karşılanınca da burada karar kılmıştık. Bu arada ben karar kılıyorum ama işte üzülmesinler arkaaşlar cogul anlatiyorumsjdj. Harika bir tercih yapmışIZ. Hostelin sahibi inanılmaz güler yüzlü biriydi. Her yer tertemizdi ve ayrıca kahvaltı da dahildi konaklamamıza. Biz 3 kişi için 30 dolar ödedik. Fiyat/performans olarak çok başarılı bir hostel. Odalar 6 kişilik. Bizim kaldğımız odada İsveçli bir çocuk vardı. Geldigimizde uyuyodu baya gurultu yaptik yine de uyanmadidkdkd 4 kişi kaldık yani. Sabah kahvaltısı da gayet doyurucu idi açık büfeli çokoprensli 😛 Kesinlikle tavsiye ederim.

Hostelin duvarındaki minnoş
Hostelin bahçası

Hostele yerleştikten sonra akşam yemeği için dışarı çıktık. Hostelimizden yemek yiyeceğimiz yer yaklaşık 1 buçuk km falan. Yolumuz Tiran’ın en ünlü caddesi Blloku Caddesinden geçiyordu. Tiran’ ın Tunalı Hilmisi. Etrafı izleyerek şaşkın bakışlar eşliğinde yürüyoruz. Cadde gerçekten bizi büyüledi. Aşırı lüks araçlar, mekanlar, güzel kızlaarafdjk. Yolda yürürken şöyle ilginç bir an da yaşadık. ‘ Kızları güzelmiş kanka hatta arkamızdakileri gördün müü ‘ şeklinde konuşurken kızlar bağırarak teşekkür ederiiz diyip gülmeye başladılar ahahah tabii haliyle şaşırdık. Rezillique ahsjsj. Muhabbete başladık tabii Tiran’ da kızlar teklif ediyormuş ahahah. Türk dizilerinden Türkçe öğrendiklerini söylediler. Ulan yabancı dizi izlemekten cigerimiz soldu biz hala hello mello. Sunlara bak aski memnu izleyip dilimizi cozmuslersjsjd. 10-15 dk muhabbet edip restorantımıza doğru devam ettik, çok açtıkshshs yoksa birer espressolari icilirdi. Erkenci kuş izliyorlarmış bir de.. la casa falan izlesenize kuzum ya.

Akşam yemeği için tercihimiz Era Vila adlı restoran oldu. Buraya Tiran’ ın geleneksel yemeklerini denemek için geldik. Mekan 2 katlı ve üst katı açık hava. Üst katta oturmanızı tavsiye ederim. Ortam ve manzarası çok iyi, ferah. Garsonlar da oldukça ilgililer. Üst katta balonlar kutlamalar falan takılınıyor.. 10 dakika bekledikten sonra üst katta boşalan masaya geçtik. Mekanda sizi karsilayan kiz da asiri tatli surda bekleyin bir sey icer miyiz falan. Denemek istediğimiz yemek Elbasan Tava. Tiran’ın en meşhur yemeklerinden biri. 3 tane elbasan tava sipariş ettik, ölüyoruz açlıktan ve şefin tavsiyesiyle de güzel bir şarap sipariş ettik. Fakat 10 dakika sonra garson geri geldi ve 20 kişilik bir Alman kafilenin geldiğini, elbasan tavayı bitirdiklerini söyledi.. Almanlar bizi bi salın ya. Siz yemegi bitirdiniz diye biz de bitirmis sayıldık. Tabi biz üzüldük. Sonra yetkili bir diğer şef bizim agladigimizi gorunce yanimiza geldi kosarak. Abiden buranın ve kendilerinin en sevdiği 3 yemeği getirmesini rica ettik. Issiz adaya düşsen hangi 3 yemeği söylerdin demek istesem deedjdj. Daha iyi oldu aslına bakarsanız, 3 farklı lezzet denemiş olduk. Yaşasın polyanacılık.

Yalnız iyi yedikdjdj

Porsiyonlar oldukça doyurucuydu, yemekleri de genel itibariyle beğendik fakat o elbasan tava yarın yenecekti!!

Kral bizle aşırı ilgilendi. Mekanda wifi yok, paylaşımı açıp telefonunu bırakıp gitti. Nerden baksan kral hareket. Ya bide su icmedik diye acayip sasirdi ahahha. Disarda suya para vermeyiz kral..

Sabah hostelde uyandık. Sıkıntısız harika bir uyku çektik. Duşlar, wc falan aşırı temiz. Odalar mis. Kahvaltı gayet doyurucu.

Tabii araba işi noldu diyeceksiniz unutmadım şöylee oldu(kimse demedi) Gruptaki arkadaşımızın arkadaşı Tiran’da inşaat işi yapıyormuş. Bu arada balkanların inşaat işlerinin cami restorasyonlarının çoğu Türk firmalarında. As bayrakları 🇹🇷 Sabah aklına o arkadaşı geldi(networke bak kızın ya biz şok. Ben de şeyi tanıyorum rot balansçı hüseyin abi Ostim) ve o da sağ olsun bizi Arnavut kökenli ve Türkçesi iyi olan birine yönlendirdi. Kendisi Tiran’da Türkçe hocası imiş. Kahvaltımızı yapıp saat 10 gibi İskender Bey meydanında İskender Beyin atının altında( ankara daki eski ykm noktası gibi ) iskender yediksjsjd ahahha yok yok kendisiyle buluştuk. Can çekmedi değil ha. Bir de Kurtlar Vadisi iskender büyük…Bizi aldı aracıyla ve kahve içmeye götürdü. Bizler espressolarımızı yudumlarken(italian effect) kendisi de bize araç bulmaya koyuldu. Bize araç ayarlamaya çalışırken biz de tabiiki storylere düştük. Mekan çok güzel, instada ekmeği varsjsjd. Abimiz 3-4 yerle görüştü ve nihayet bir yerde araca ulaşabildik. Tiran’da araç bulmak bayaa zor demekki. Tüm ülkelerden en ucuz uçuş yeri Tiran sanırım. Yanii siz bizim gibi yapmayıp uçak biletlerinizi alır almaz aracınızın rezervasyonunu da yapın arkadaşlar. Yanınızda yüksek yerlerde tanidigi olan arkadaslar olmayabilir.

Coko cafe / ic dizayn bizimle.
Bi de beni espresso içerken çek.

Ayrıca bizim gibi bir tur yapmak isteyen olursa Tiran’dan araç kiraladığımız kişinin iletişim bilgilerini paylaşabilirim. Hatta uslu bi sirin olursaniz abimizle bile bulusabilirsiniz.

Sonundaa araca kavusuyoruz. Aracımız Skoda Rapid sedan. Seni unutmayacagiz.. Günlüğü 40 euro ve sigortası da içinde dahil. Kral bizden depozito da almadı. Biz normalde fiyatlardan dolayı rentalcars.com dan günlüğü 55 euro + sigorta 15 euro dan polo tutacaktık veya avisteki mokkayı kii Allah korumuş. Aracın sedan olması ve geniş olması hem yol tutuşu anlamında ( yollar inanılmaz kötüü) hem de eşya anlamında oldukça rahat etmemizi sağladı.

Aracımızı aldık ve abimizi son kez darlayarak Tiran’ın Bim’i neresi diye sorduk. A101 de olurmuş. Kendisi peşime takılın diyerek bizi markete götürdü. Biz de yaklaşık 150 dolar tutarında alışveriş yaptık. Market fiyatları Türkiye ile hemen hemen aynı ekstradan alkol ve cipsler ucuzdu, özellikle de pringles resmen yarı fiyatınaydı 😛 10 tane falan pringlesla beraber sepete ton balığı, ekmek, domates, karpuz (kesmece, bayaa tartıda kesip tadına bakıp aldık) muz, püskevit vs doldurduk. Ve tabiiki SU. Su hayatii önemli arkadaşlar. Küçük su 2 tl civarında her yerde. Bagajınıza bol bol su basın.

Wordpres siliyor biz yukluyoruz.. iste karpuz storysiskdksj

Tekli paketli baklava mı?

Neysee alışverişi de yaptığımıza göre artık yola koyulduk. Dün gece yiyemediğimiz elbasan tavamızı yiyip Karadağ’a yol alacaktık. Farklı bir restoran tecrübesi yaşamak için Tiran’ ın diğer bir ünlü restoranı olan Artigiano’yu tercih ettik. İsme bak ya sen normal sezonda 38 gole ulaşan golcü müsün? Mekan harika bir bahçeye kurulmuş, uzun camları olan ferah şık bir yer. Elbasan tavamıza kısa bir süre beklemeyle kavuştuk ve çok keyif aldık. Servis aşırı hizli. Galiba kimsenin olmayışından 🙂 çünkü yurtdıarında genel bir yavaşlık var. Yazar burda başka ülkelere de gittiğini vurguluyor. Içindeki et lokum lokumm. Harika bir yemek yedik. Bu yemek sonrasında da güzel bir kaleyi barındıran İşkodra istikametine doğru yola revan olduk.

Istee Elbasan Tava Bebegi. Yandaki bezi istedik verdiler. Komidine serdim Ankara da kii odamda.

Şimdi güzel gezdik yazdık ettik de bunu okuyan var okuyamayan var. Banane gardeşim ne yaşadınız, bana gezdiğin yerleri özet geç diyenler olacaktırskskd. Ben şuraya gittigimiz yerleri yazayım. Oraya bakar çıkarsınız 😦

Özeting;

Tiran’da gezilip görülecek yerlerin çoğu şehrin merkezi olan İskender Bey meydanının etrafında ve birbirine çok yakın. Ayrıca İskender bey meydanında bisiklet kiralayan yerler var. Bu seçenek de değerlendirilebilir. Bir de meydanın köşesinde atlı karınca var. Müzikli, renkli güzel bir nostalji yaşatmıştı.

Skanderberg (İskender Bey Meydanı)

Ethem Efendi Camii

Saat Kulesi

Opera Binası

Piramida (Kültür Merkezi) (insaatta)

Ulusal Müze(vaktimiz yoktu girmedik)

Blok Bölgesi (BLLOKU)

1 gece kalın, elbasan tavanızı, trileçenizi yiyin, Blloku caddesinde turlayın İşkodra’ya doğru devam edin efendiler. İşkodra şehri önemlii. Olay bundan ibaret..

İşkodra/Arnavutluk

Karadağ’a geçerken yol üstünde bizi karşılayan, hakkında pek bir bilgi olmayan, muazzam bi kale barındıran bir şehir İşkodra. İşkodra ya da Arnavutça Shkodër(daha havalı), M.Ö. 4. yüzyıla dayanan geçmişiyle Avrupa’daki en eski yerleşim yerlerinden biri. Bizi ilgilendiren kısmı ise 15. yüzyılda Osmanlı topraklarına katılması ve 20. yüzyılda Balkan Savaşları sonunda Türk hakimiyetinden çıkması. Zaten Osmanlı’dan en son ayrılan ülke de Arnavutluk olmuş.

Açıkçası İşkodra gibi bir planımız yoktu fakat efsane bir kaleyi barındırdığını öğrenince ve de ekstra gayret etmeden Karadağ yolu üzerinde yer alan bir şehir olmasından dolayı İşkodra şehri rotamıza eklendi. Yalan söyle kardeşim. Zaten planlamıştık deahahsj. Siz de asla burayı atlamayın. İşte o kale Rozafa Kalesi. VTR miz varafhkk

Yorumsuz..

Tiran – Rozafa Kalesi arası 100km. Ben kale ziyaretlerini genelde akşama doğruya bırakırım hem gündüzünü hem de güneşin batışını izleyebilmek için. Çünkü kaleler hep harika manzaralar verir – Atilla Wilde . Şu an Van’daki efsane kaleyi hatırladım, muazzam bir güneş batışı ve Van gölünün süzülüşü.. Neyse. Bu kez vakti ayarlama şansımız yoktu fakat öğlen elbasan tava ve araba kiralama işleri, alışveriş falan derken bi şekilde güneş batmaya yakın Rozafa Kalesine düştük. Ahh nasıl şanslıyız ayarlasak bu kadar olurdu. Kaleye giriş ücreti 10 tl civarı. Kale akşam 8 e kadar da açık. Kale gerçekten muazzam bir lokasyonda ve harika bir manzarası var. Ayrıca kale ilginç bir efsaneye sahip.  Rozafa kalesi efsanesi, ülkenin en ilginç ve en üzücü efsanelerinden biriymiş. Hikayesi de şu;

İşte bundan bahsediyordum ama konumuz Van değil.
Mu az zam değil mi?

Bir zamanlar, şu anda kuzey Arnavutluk’ta yaşayan üç erkek kardeş vardı. Üç erkek kardeş, kasabalarını korumak için bir kale inşa etmeye karar vermiş gece gündüz çok çalışmışlardı, ama işi bitirdikten sonra kale duvarları her seferinde yıkılıyordu. Nedenini bilmiyorlardı.

Bir gün, yaşlı bir adamla tanıştılar. Yaşlı adam onlara, kale duvarlarının yıkılmaması için tek bir yol olduğunu söylediler: Bir kurban. Kalenin duvarını inşa ederken bir kadını harç malzemesi olarak kullanmalarını söyledi. Ertesi gün kocasına öğle yemeği getirecek ilk kadını kale duvarına gömmeye karar verdiler. Kardeşler, kalenin ve kasabanın iyiliği için, eşlerine kurban hakkında bir şey söylememe söz verdiler, ama belli ki, işler farklı bir şekilde gitti.

İki büyük erkek kardeş, durumu eşlerine anlattı. Bir gün sonra, üç erkek kardeş, öğle yemeği için endişeyle bekledi. Büyük erkek kardeşlerin eşleri öğle yemeği ile gelmedi, ama en küçük kardeşinin karısı Rozafa her günkü gibi, bir kutu yemek ile geldi. Rozafa’nın kocası, kalenin bitmesi için kalenin duvarlarına kurban edilmek ve gömülmek zorunda olduğunu ona açıkladı. Rozafa itiraz etmedi. Kaderini kabul etti, ama bir şart altında: kardeşler sağ göğsüne bir delik bırakacaktı, böylece yeni doğmuş oğlu beslenebilecekti. Kadının, sağ eline bir delik ve sağ ayağının olduğu yere bir delik açıldı. O tarihten sonra da Kale asla çökmedi. -Alıntılandın-

İşte Rozafa Castle Tanıtım Vidyosu

Kale her açıdan büyüleyiciydi. Game Of Thrones sahnesinde gibi hissettik kendimizi bir an. Gözler Khaleesi’yi aramadı desek yalan olur. Güneşi Rozafa Kalesinde batırmanın mutluluğuyla artık rotayı Budva’ya çevirmeden önce son olarak İşkodra’nın en ünlü caddesi olan Kolë Idromeno Caddesi’ne çeviriyoruz.(asla Karadağ’a geçemediler)

B I L A D E R I M I C I N

İşkodra’nın merkezinde bulunan ve her türlü bar, restorant vs. nin bulunduğunu sadece yayalara ait bir cadde burası. Caddenin hemen girişinde güzel mimarisiyle Ebu Bekir Camii karşılıyor. 18. yüzyılda yapılan Buşatlı Mehmet Paşa tarafından yapılan bu camii, 1995 yılında restore edilmiş. Caddeyi adımladıktan sonra trileçe yiyebileceğimiz ve tabiiki wifiye sahip bir mekan arıyoruz. Orası da Bell italia adlı mekan oluyor. Caddenin göbeğinde olan güzel bir mekan. İşkodra da yaklaşık 2 saat geçirerek Karadağ’a doğru yola çıkıyoruz. Nihayett

Baba tired.

Karadağ’a giden yol tek şeritli bir yol ve oldukça bozuk. Yol
uzun ve pek dikenli çok uzun lan ben tükendim’ hangi ünlü düşünür söz etmişti? Ceza?? Bizim gibi geç saate kalmayın diyeceğim de siz ondan da aanlamazsinizsjsjsj(habamam sinifi Ahmet bunu begendi) Rozafa Kalesi bu yolu çekmeye değer. Ama dediğim gibi güneş batmaya yakın plzz

Ebu Bekir Camii

Özeting;

Rozafa Kalesi *

Kolë Idromeno Caddesi

Ebu Bekir Camii

Bell italia  (trileçe,kahve,wifii)

Triliçing

Karadağ’da görüşürüüz!

Araba ile Vizesiz Balkan Turu ( Rota, Planlama, Konaklama, Ulaşım )

İlk kez 3 kişilik bir ekiple yurtdışı planı hazırlığındaydık. Başta Avrupa tabiiki en cazip plan olarak göz kırpıyordu fakat şengen başvuru ücretlerinin 80 euro ya çıkarılması, temmuz ayına pek bir vaktin kalmaması, bir sürü belge toplama telaşesi ve diğer belge-başvuru ücretlerini de hesaba katarak vizesiz olan balkan coğrafyasına doğru uzanmak istedik. Tabii sağda solda, keşfette, mutfak programlarında karşımıza çıkan balkan lezzetleri de balkan coğrafyası gezisi için çok etkili oldu. Bir de uzun yıllar tarih derslerinden aşina olduğumuz balkan ülkelerini, balkan savaşlarının geçtiği yerleri, şehirlerin dokusunu, Osmanlı mimarisini de aşırı merak ediyoruz, o da var.

Vay Ottoman vayy..

Kafada balkanları netleştirdikten sonra pegasusun kampanya yapmasını bekledik. Pegasus olmasa nası uçacaktık.. En az bi yüzde 30 geliyor çünkü kraldan. Pegasusun kampanyası geldiğinde de araştırmalara başladık. Neyi araştırdık? Balkanlardaki havaalanlarını tek tek kontrol ettik ve İstanbul’dan en ucuz balkan noktası olarak Tiran/Arnavutluk lokasyonunu belirledik. 664 liraya İstanbul gidiş-dönüş biletlerimizi aldık.

Tabii büyük iş şimdi başlıyordu. Gezilmesi gereken 6 adet vizesiz ülke ve binlerce kilometrelik yol bizi bekliyordu. Ben inceden rotayı çıkarmaya, görülmesi gereken yerleri, yenmesi, tadılması gereken meşhur yemeklerin listesini yapmaya başladım. E başlama kardeşim. Ets tura falan katıl, seni leş gibi gezdirsinler. Huzur evi turu gibi takılın otobustedjdkdk. Sakın arkadaşlar en kötü otostop, otobüs falan yolunuza bakın çünkü nerde çoklukshdjd. Neyse.
Tabii onca kilometre yol nasıl sağlanacaktı? Otobüs, otostop, araba? Öncesinde araç kiralama fikri aklımızda yoktu( nasıl olsundu kur almış başını gitmişti) ve otobüsle otostopla gezebileceğimizi düşünmüştük. Bu noktada internetten ufak bir araştırma ile gideceğimiz ülkeler, şehirler arasındaki otobüs fiyatlarını kontrol ettik. Tüm fiyatları kaba taslak hesapladigimizda yani diyelim ki otogar,otogardan sehir merkezi, ordan baska bir gezilecek yer sonra tekrar otogar vs. araçtan daha pahalıya geleceği sonucuna ulaştık. Tabii 3 kişi olmanın bebeksiliği de var haliyle. Tek başına nasıl kiralican. Tabi euro dolar kazanıyosan sefaan olsun çık gez. Biz 15ini bekliyoz. 3 kişi oluşumuzdan kaynaklı, vereceğimiz otobüs ücretleriyle araç kiralama ücretinin hemen hemen yakın olması sonucunda ( çok yakın değil de işte yaklaşıyo diyelim) araç kiralamanın daha mantıklı olacağına kanaat getirdik. (getirdigimiz en guzel kanaatlardan biriymişdhdj) Nihayetinde, Balkanları araba kiralayarak gezmek herkesin aklinda olandi fakat fiyat olarak bu kadar pahalı olacağını düşünememiştik, malum euroo dolaar. Sonuçta 11 günlük bir araç kiralanacaktı.. Kiralama+benzin+yol ücretleri+ kaza bela durumları+sigorta vs.. Araç kiralama işini de bir hayli sona bıraktık. Yanii ucuz uçak bileti arama gayretimizin çok azını araç kiralama işine ayırsaydık bi şekilde ucuz yollu bu işi halledebilecektik. Uçuş tarihine 1 hafta kala araç kiralama işine giriştik. Nerden baksan çok saçma hareket. Biletleri 2 ay önce almıştık, aynı zaman diliminde aracınızı da kiralasanıza kardeşim. Ya da şey bi tura katılın senin yerine her seyi dusunsunler sen de kek gibi gezdjdjdk İşte pahalılıktan mı kaçtık, yüzleşemedik mi nolduysaa kanalize olamadık pek bu duruma..

Araç kiralamanın booking.com u var. www.rentalcars.com . Kurucuları da sanıyorumki aynı kişiler. Ulan nası çalışıyo kafanız ya biz de 15ini bekleyelimdkdkd

Durum 1 hafta önce şu şekildi; polonun günlük fiyatı 350 lira. Baya bildiğimiz üç yüz elli lira. Burdan yola çıkarak diğer araçların fiyatlarını tahmin edersiniz sanıyorum. Mesela kötü i10′ un günlük fiyatı 300 lira falan. Şaka mıı?? Bize bu tutar çok pahalı geldi. Tr de 300’e passat çekersin be! Biraz kazıklanıyoruz mu ne yaa düşüncesi kapladı bizi ve ‘’ amaan kervan yolda düzülür yeaa’’ diyerek turun en önemli rezervasyonunu halletmedik. Neye güveniyosak. Ahahha nası halletmedik ama? Tiran havaalanında çözebileceğimizi düşündük! Aman siz düşünmeyin. Uçak biletinizi alır almaz araç rezinizi yapın.

2060km sonrası rent a carcı kralla

Şimdi rahatça şunu söyleyebilirim kii, iyki de poloya günlük 350 lirayı bayılmayıp bu şekilde düşünmüşüz.
Araba kiralama mevzuuna Tiran kısmında değineceğim. Şimdi biraz da rotamızdan bahsedeyim.

Ucuz yollu iniş-biniş noktamız Tiran olduğundan, 11 gün boyunca gezip dolaşıp tekrar geleceğimiz nokta da yine Tiran havalaanı. Gideceğim tek yer Tiran havfsdfs.

Rotayı şu şekilde oluşturduk. Koskocaa bir 11 günümüz olduğundan vizesiz ne kadar yer varsa gezelim bidaa kim bilir ne zaman geliriz dedik..3 ayımız vardı da biz mi gezmedik – Atilla Tatlıses. Hem çoğu ülke AB’ ye de girecek diyorlar girmeden biz girelim sunlarasjskdk.. mottosuyla rotayı şu şekilde oluşturduk; (halaa rotadan bahsedemedi)

Rota nokta atışı yerler barındırıyor. 6 ülke gezeceğimiz için şehirleri çok detaylı gezemeyeceğiz. Vaktimiz yok anam. Aman zaten gerek de yok Üsküp’te 8 gün napçazsjsjs Gayet tadında bir rota oldu bence yani. Zaten her şeyi yapalım edelim diye gezmek de mümkün değil. Az salın kendinizi, kasmayın oldugu kadar olmadigi kaddjdjfk. Cok begenirseniz ilerde sadece o şehre gelip her yerini keşfedersiniz – Atilla Wilde

Wilde rota çizerken..

Evet rotamız şu şekil;

Rota kemiksiz 1728 km gösteriyor. Bu rotayı sapmadan tamamladık. Aferin bizee. Bizim yaptığımız toplam kilometre sayısı 2060 km oldu. Ohannes!! Muazzam bir his! Yani ilk bakışta bu km sayısı göze çok geliyo olabilir( arabadan hic inmediniz galibaa eheheh ler yapildi siz bari yapmayin) Şehirler, ülkeler birbirine yakın mesafeler ya az raat. Hem sampiyonluk yakın mesaleleri yakın.. En uzun yolumuz 300km yi falan geçmemiştir tek seferlik baktığımızda. Yani rota asla sıkıcı değil. Aux kablosu + spotify listeleri hopp ver elini 2000 km. (Aux ve spotify olsun bize bir sey olmaz) Evet harita üzerinde de şöyle harika bir görüntü ortaya çıkıyor; (neye benzedigine dair yoruma abanıyoruz arkadaslar – tek kisi bile yazmadi – ) Boyle boyle yuutubır olcaksamsjsjd

Nerden baksan güzel rotaa🤩

Uzaktan da ayrı bi seksi oldu bencesjdjd. Haritaya bakıp bakıp sürekli – yalnız iyi gezdik deme isteği çık artık aklımdan tamam geldik Angaradayız-

Rota uzerinde cizili olan tum ulkeler vizesiz. Bizi vizesiz ülkeler mahvetti bkz: Ukrainedjdjd Ihtiyaciniz olan tek sey 1 adet pasaport. Saadece pasaport. Ulkeler arasi gecislere ulke aciklamalarinda deginicem (unuttu) fakat simdiden sunu soyleyebilirim. En uzun bekledigimiz sure yarim saat o da arac kuyrugu. Eller geziyor anneeğ. Evrak verme kisminda ise 10 dakikayi gecmeyen surelerle ulkelere girip ciktik. Iciniz bu konuda rahat olsun.

Ustteki Harita üzerinde 6 ülke yer alıyor. Başka vizesiz ülke yok, olsa giderdik. Valla giderdik ya. İnanmıyosunuz dimi. Bakın noldu; -spoiler- Üsküpteyiz ve planda Kosova ülkesi yok, herkes anlasmis gibi gitmeyin orda bi bok yok falan diyo. Hakkaten yokmusdjdjd biz sırf ülke görelim diye Priştine ye gidip geldik. 3 saatte iş tamam.. -spoiler- Neyse kaynatmayın konuyu. Şuu haritada çizilen rota Balkanlara gitmeden bile bizi heycanlandırmaya yetmişti. Şimdi hayal gibi geliyor o kadar yol yapmak. 5 dakika bakınca üşeniyorsundjdjd

Baktığımızda Türkiyenin en doğusu ile en batısı arasında 1655 kmlik mesafe var. Bu bilgi işin boyutunu gösteriyor sanıyorum.

İşte rotamızı bu şekilde oluşturduk. Tabii konaklama sorusu da akıllarda. O da şu şekil. Bu rota üzerinde 11 gün geçirecektik. Kafa nereye biz oraya mottosunda olduğumuzdan, Tirandaki tek gecelik konaklamamız dışında hiçbir yerde rez. yapmadık. Bunun sebebi de gideceğimiz ülkelerde nelerle karşılaşacağımızı bilmediğimizden. Yani çok az ya da çok fazla kalma durumu olmaması için. Kendimizi kısıtlamayı sevmiyoruz. Hem kapı gibibooking.com var. Asla yer olmama gibi bir durum yok. Derya deniz yani hosteller evler apartlar.. Kafanızda asla yer kalmama gibi bi korku olmasın. Biz yeri geldi 10 dakika öncesinden rez. yapıp otele girdik. Relaxx yanii..

Yollaar😍

E iyi diyosun da internetimiz yok onu nası ayarlicaz sorusuna karsi da arkadaslar yol uzerinden bir suru restoran lokanta dinlenme tesisi petrol vs. bulunuyor. Biz cok nadir karsilastik fakat wifi olmayan yer nerdeyse yok denecek kadar az. Araciniza benzin alirken veya espressolarinizi yudumlarken(balkanlarin bitki ortusu espresso) 5 dakika bile surmeyen konaklama rezervasyonlarinizi yapabilirsiniz. Menü Türkçe 🙂

Bide dil durumu var tabi ya nası anlascaz nasi konuscaz adresleri nasi bulcaz. Balkanlar bu noktada gezebileceginiz en rahat cografya olabilir. Turk dizilerinden falan halk bi sekilde Turkce biliyo, en azindan anliyo. Yine bir relaxx geliyo su an 🙂 Valla gram kasmayin çıkın çıkın gezin.

Hah konaklama diyodum. Mustafaa kaynatma dersi bakiyim. Tüm konaklamalarda check-in saatleri yazar. O saatler icinde otelinize giris yapmaniz gerekir. Aksi halde karsinizda muhattap birini bulamayip disarda kalabilirsiniz. Bu durumu cozmek icin de rez. yapildiktan sonra mailinize onay kodu geliyor. O onay mailininde de otelin iletisim bilgileri yaziyor. Oradan otel sorumlusu ile iletisime gecip gec geleceginizi belirtirseniz eger hicbir sikinti yasamazsiniz. Otel nolari google dan falan cikmiyo, bi siz biliyosunuz ha. Bizim basimiza 2-3 kez bu durum geldi. Haber de vermemistik biraz sıkıntı yasadik aman siz yasamayin. Bu onemli. yoksa arabada yatip durduk yere eurolariniz cebinizde kalır 🙂

Arabada uyuyup uyandıktan sonra biz🤑🤑

Velhasıl Turumuz bittikten sonra şu şekil bir konaklama planı oluştu; ( yani turdan önce de kalacagimiz geceleri yazmistik fakat 2-3 gece programimiz kaydi cunku mesela Kotor’a bayildik 2 yerine 3 gece kaldik. Bosnada da 1 gece kalacaktık çok yorulduk 2 gece kaldık gibi..) bunun icin diyorum kalcak yerlerinizi anlık ayarlarsaniz ipler sizin elinizde olur ve asiri rahat gezersiniz.. Iste su sekil 11 gunumuzu tamamladik;

Tiran: 1 gece
Budva: 1 gece (arabada uyudular)
Kotor*: 3 gece (balkanlarin miamisi atilla’nın bebegisi)
Saraybosna: 2 gece
Belgrad: 1 gece
Üsküp: 2 gece
Tiran: 1 gece (son gecemiz) (arabada uyudular)

Gün sayılarını hesaplıyorumdur

Hemen aşağıda paylaşmış olduğum linkten misler gibi konaklamalarınızı ayarlayabilirsiniz. Üstelik bu linkten konaklamanızı yaparsanız eğer, toplam ödediğiniz tutarın %10 ‘u size geri iade edilecek! Biz 11 gecelik tüm konaklamalarımızı burdan ayarladık ve hiçbir sıkıntı yaşamadık. Buyrunuz;

Booking.com rezervasyon sayfası

Bu rota umarım size de en azından ışık tutar, bişeyler tutar kolay işler değil planlama işleri..işte tura falan bundan dolayı bayılıyosunuz tıkış pıkışshshdh

Maviyle çizilen rotanın kemiksiz mesafesi 1728 kilometrecik. Bizim yaptığımız km ise 2060( iki bin altmış ) . Aradaki km farkı daa ‘aa kanka şu yol nereye gidiyo kii acaba, lan şurdan mı gitsek, kanka cikmaz sokakmisjdjdj , yalniz guzel kaybolduk ahahah’ gibi soylemlerle yapıldı. Bayaa şaka gibi geldi bize bu kilometre. En az 2 şöförlü falan olursanız çok rahat akarsınız. Biz Şaşkınız. Aracın bile km hafızası 2000bin km de sıfırlandı. Ütüne de 60 km yapıp rent a carcı abimize aracımızı kazasız belasız teslim ettik. Artık darısı size.

Son olarak hayat kurtaran inanılmaz bir uygulama var : Maps.me *

Simdii Turkiye’den cikmadan telefonunuza bu uygulamayi indiriyorsunuz. Sonra da gideceginiz ulkeleri arama cubuguna yazip, o ulkelerin haritalarini da uygulama icinde indiriyorsunuz. Iste bu kadaar! Bize o kadar yardimci oldu ki. Kendi telefonlarimizin gunluk kullanimini acmayi dusunuyorduk otel vs. bulabilmek icin, ona bile gerek kalmadi. Kral maps.me en kucuk hosteli bile aratinca sizi o noktaya goturuyor. Yilin elemani ya ❤

Allah bu uygulamayi yapanlardan, gelistirenlerden razı olsun. Tuttuklarını altın etsin. Mapsmella. Erasmaps. Mapsnu.

Iyi hadi bakalim boş yapma da Tiran’da falan naptınız oraya geç deniyor gibi şu an. Tamam hadi geçilsin 🙂

Welcome to the Balkans 🙂

MARTI – Jonathan Livingston / Richard Bach

Martı kitabını okumaya başladığımda, instagrama da inceden kitaplı kahveli story attım. Çünkü kırmızı çizgimiz. Mesela çaylı kitap at, iş yapmaz 🙂 Ardından birkaç arkadaşım : ” aa ben o kitabı ilkokulda okumuştum, aaa 20 yıl önce okumuştum tarzında mesajlar attı. Halbuki ben 1-2 haftadır falan bu kitabın varlığından haberdar değilim. Nasıl da kitap kurduyumm. Kitap okuma konusunda şimdiye kadar yani birkaç yıldır maalesef isteksizdim. Çünkü hayat sokaklardaydı 🙂 Bu doğrultuda daa 2019 yılında arayı kapatmak amacıyla(nah kapanır) önceki yazımda bahsettiğim, bir yılda en az 50 kitap okuma challenge’ ına 1 Ocak itibariyle başladım. Böylece internette araştırdığım, yorumlarını okuduğum, bana bir şeyler kazandıracak kitapları listeleyerek yola koyuldum. Bu uzun yolculuğun ilk durağı da Martı kitabı olduu 🙂

Kahramanımız Jonathan o kadar tatlı ki, kitap başlar başlamaz direk okuyucuyu içine çekiyor. Jonathan’ın minnoşluğu, sıradışılığı, cesareti, adeta açık mert ve korkusuzluğuadfjf oldukça etkileyici. Jonathan’ ın bu özellikleri ve hayata karşı duruşu gerçekten insan yaşantısına ilham kaynağı olacak nitelikte.

“Gitmek istedigin her yere, istedigin zamana gidebilirsin,” dedi yaşlı martı. ” Düşündüğüm her yere, her zamana gittim ben. ” Denize doğru baktı. ” İlginç. Mükemmelliği küçümseyen martılar yavaştır, hiçbir yere gidemezler. Mükemmele ulaşmak için uçanlar ise hızlıdırlar ve her yere gidebilirler. Unutma Jonathan, cennet bir zaman dilimi ya da bir mekan parçası değildir, çünkü zaman ve mekan kavramları anlamsızdır. “

” En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir. “

Yazar, martıdan yola çıkarak okuyuculara çeşitli dersler vermekle beraber kitapta kişisel gelişim esintileriyle bizleri mest etmekte.

Yazarın uslubu oldukça akıcı ve anlaşılır. Yani bir insana okuma alışkanlığı kazandırmak istiyorsak Richard Bach’ ın Martı kitabı bu durumu dolduracak nitelikte.

Bu kitap, insanların “comfort zone” larından çıkmaları konusunda, hayatı sorgulamaları, sınırlarını aşmaları ve sürü psikolojisine aldanıp kafasını kumdan çıkarmayan insanların kendi gücünü keşfetmesine olanak sağlayan müthiş bir teşvik edicilik de barındırmakta. Başucu kitabı olarak her kütüphanede bulunması gereken özel bir kitap. Çok anlam yükledim sanırım 🙂

Bazen sadece bir martı olmak istersin 🙂

Umarım herkes birgün içindeki jonathan’ı çıkartır.

” Artık yaşamak için bir nedenimiz olmalı; öğrenmek, keşfetmek, özgür olmak gibi.. “

Hermann Hesse – Siddartha

Kitap incelemesine geçmeden önce Herman Hesse hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. .

Bana öyle bakma

Alman yazar Herman Hesse’ nin baş yapıtı olan Siddharta kitabı, Hesse’ye 1946 yılında Nobel ödülü getirmiş. Doğu edebiyatına ve mistisizmine düşkünlüğü, ayrıca bireysel bunalımlara çözümü Doğu felsefesinde arayışı, 1960 yıllarında canlanan Budizm ve Zen Budizm akımlarının da yardımıyla en çok okunan yazarlar arasına girmiştir. Savas karsiti oldugu icin Almanya’dan kacmak zorunda kalmis ve 2.dünya savasi esnasinda İsvicre’de yasamistir. savasa karsı olan muhalifligine isvicre’den devam etmis ve almanların nefretini kazanmıştır.

Bir yol aşığıymış Hesse.. Ne çok ortak yanımız var 🙂

Mutluluk insanın kendini değil bir başkasını sevmesiyle başlar diyor; “sevilmek mutluluk değildir. her insan kendi kendini sever; ama mutluluk bir başkasını sevmektir.” ” Sevilmek mutluluk degildir, mutluluk bir baskasini sevmektir” . İlgiinç

Yazarın mezarı İsviçre’nin Altdorf kasabasında imiş. Bu bilgiyi keşke 2015 yılında edinseydim. Çünkü Altdorf’a gezmeye götürülmüştük ve şiir gibi olan bu kasabaya bayılmıştık. İlginç bir tesdüflük. Neyse.

Ayrıca Herman Hesse yengeç burcuymuş. Ahahah nasıl bilgiler amaahsjsj Burdan Tüm yengeçlere selam yolahsjsjdk..

Hesse nin en sevdiğim aforizmalarından biridir; ” Bir kez kaçar uçurtması, sonra gökyüzüne küser insan” ( başka aforizmasını bilmiyor)

Ayrıca evinin kapısında çinceden almancaya tercüme edilmiş şu şiir yazılıymış; “bir insan yaşlanıp, misyonunu tamamlayınca, ölüm düşüncesini huzur içinde, karşılama hakkına sahiptir. Diğer insanlara ihtiyacı yoktur; insanları tanır, onlar hakkında yeterince bilir. artık ihtiyacı olan huzurdur. Bir insanı ziyaret etmek veya onunla konuşmak, sıradanlıkla onu huzursuz etmek iyi değildir. evinin kapısından içinde kimse yaşamıyor gibi uzak durmak gerekir.”

Kitaba gelirseek(asla gelemedi) yorumlarim şu şekilde..

İnsanlar sürekli bir arayış içindedir. Bu süreçte de birçok kişi kendine iyi gelen, iyi hissettiren şeylerin arayışına yönelir. Kendine çeşitli hedefler belirler ve bu doğrultuda da yoluna devam eder. Fakat kaçırdığı bir şey vardır. Amacına ilerlerlediği süre boyunca yolda kaçırdıkları.. Herman Hesse bu durumu şu şekilde belirtiyor kitabında; ” Bir kimse arıyorsa, gözü aradığı şeyden başkasını görmez çokluk, bir türlü bulmayı beceremez, dışardan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep, çünkü bir amacı vardır, çünkü bu amacın büyüsüne kapılmıştır. Aramak, bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak, dışa açık bulunmak, hiçbir amacı olmamak.

Siddharta kitabı, kişinin kendini bulma yolunda okuyucuya ışık tutan bir görev edinmiş. Ailesinden ayrıldığı dönemden yaşlılığına kadar olan süreçte karşılaştığı her durumdan her kişiden çeşitli dersler, tecrübeler çıkarmıştır. Bunun sonucunda da bilgelik yolunda kendini bularak anlatılanlardan ziyade bilgeliğin yaşanarak öğrenileceği sonucuna ulaşmıştır.

Anlatım düz ve yalın, okuru asla yormuyor. Herkese tavsiye edilecek, akıcı, yaşama dair güzel bir kitap.

ÇAYKOVSKİ – FINDIKKIRAN

Dünya’nın en popüler balelerinden biri olan Fındıkkıran gösterisi için sonunda bilet bulabilmiştim. Telefona alarm kurarak, Ankara Devlet Opera salonunun balkon kısmında zor bela bir yer bulabildiği için kendimi çok şanslı hissettim. Oldukça merak ediyordum. Bu şahane gösterinin tarihine ufacık bakacak olursak;

1892 yılında dünyaca ünlü rus koreograf Marius Petipa, Çaykovski’yi E.T.A Hoffman’ın “​The Nutcracker and the Mouse King”den uyarlanan fantastik hikayesine bir beste yapması için görevlendirir. Fındıkkıran balesinin hikayesi Noel arifesinde canlanan bir oyuncak asker (Fındıkkıran) ile arkadaş olan küçük kız (Clara) etrafında şekillenir. Fındıkkıran ve küçük kız birlikte kötü Fareler Kralı’na karşı savaş açarlar.

Fındıkkıran ilk kez 1892’de Rusya’da sergilendiğinde, eleştirmenlerden pek olumlu yorumlar almaz. 1960 ların sonuna doğru Fındıkkıran vazgeçilmez bale klasiklerden biri kabul edilir ve tüm büyük bale toplulukları tarafından özellikle Noel döneminde sahnelenmeye başlar. Hatta şöyle bir istatistik var ki; Amerika’ nın en büyük bale toplulukların yıllık gelirlerinin %40’ ını Fındıkkıran oluşturuyormuş. Gerçekten de sonuna kadar hak ettiğini söyleyebiliriz.

Sahne dekorlarıyla, kostümleriyle ve danslarıyla özenle hazırlanmış muazzam bir gosteriydi. Bilet bulması hayli zor ama her şeyiyle hakikaten rüyada gibi hissettirdi insana. Baleyle pek bir alakası olmayan birii olarak oyunu çok ama çok beğendim. Resmen sihirli bir 2 saat geçirdik. Hiç abartmıyorum peri masalı gibiydi. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler!

Sırada;

Kuğu Gölü, Uyuyan Güzel, Giselle gibi ünlü bale gösterileri var 🙂